Kanser

Kanser ve Depresyon

Bireysel farklılıklar olsa bile dünyanın hemen her yerinde, kanser gibi yaşamı önemli derecede tehdit eden hastalıklar insanın yaşamını trajik olarak kesintiye uğratır. Kanser ile ilgili deneyimler, insanların bu hastalık ile ilgili bir takım psikolojik uyum süreçleri yaşadıklarını ortaya çıkarmıştır. Bu devreler;

  • Tanı öncesi
  • Tanı
  • İlk tedavi
  • Tedavi sonrası
  • Nüks ya da metastaz
  • İlerleyen hastalık ve son dönem

Tanı Öncesi

Bu dönemde hasta için kanser tanısı bir soru işaretidir ve hastanın hekimi tarafından hastanın sorununa yönelik bir dizi tetkik ve incelemelerin yapıldığı dönemdir. Hastanın, bu dönemde belli düzeyde bir kaygı yaşaması normal uyum sürecinin içinde yer alabilir. Ancak, günlük yaşam kalitesini bozacak şekilde sürekli uyarılmış hali tedavi gerektirebilir.Tanı ile ilgili dönem

İdeal olan, tanısal fazda hekimin yeni kanser tanısı almış hastaya tanısını dürüst ve gerçekci bir biçimde söylemesidir. Ancak, bazı olgularda hastanın anlama yeteneğine bağlı olarak durumu birkaç vizit sırasında anlatılabilir. Bu fazın erken dönemlerinde hasta kendisini ve geleceğini etkileyen önemli bir kriz karşısında önce şaşırır, şok olur, olanlara inanamaz, inkar eder, öfkeye kapılır, kederlenir, uyku düzeni bozulur. Karışık duyguların hakim olduğu yas dönemi birkaç hafta sonra yerini uyum çabalarına, savaşma isteğine ve umutlara bırakır. Ancak, bazen bu belirtiler daha şiddetli ve süresi uzun olup, kişiye bir toparlanma şansı vermeyecek kadar ağır seyreder. Bu durum, hastanın tedavi planını olumsuz etkiler. Örneğin, erken dönemde hemen bütün hastaların durumu inkar etmesi tedavi gerektiren bir durum değil iken,  inkarın uzayıp hastanın tedavisini reddetmesine yol açması ya da dirençli depressif semptomları psikiyatrik bir konsültasyonu gerektirebilir. Çünkü, bu tür durumlarda hastalar hekimini, arkadaşlarını ve ailesini reddedebilir. Kanser tanısı sonrası hayatın anlamı değişir ve hastalık dışında bir şey düşünmek olanaksız hale gelir. Psikiyatri konsültanları bu sorunlar için başa çıkma stratejileri geliştirmeyi ele alırlar, hastaların acılarını, korkularını ifade etmelerini sağlayarak onları dinlerler.Tedavi ile ilgili dönem

Cerrahi tedavi sırasında ağrı, ölüm ve anestezi ile ilgili korkular yer alır. Hastalar bu dönemde göğüslerini, uterus, kol ya da bacaklarını kaybedebilirler ve bu durum onların aktivitelerini, işlerini yapmalarını, sosyal ilişkilerini olumsuz etkileyebilir. Radyoterapi ile ilgili olarak, tedavinin yapıldığı ortam, makinelerle ilgili korkular ve radyoterapinin yan etkilerine ilişkin kaygılar yer alır. Kilo kaybı, saç dökülmesi, kemoterapide kullanılan ilaçların yoğun yan etkileri ilgili korkular ise kemoterapi sırasında görülür. Cinsel yaşam, fertilite ( üreme ) ile ilgili konular da risk taşır.Tedavi sonrası dönem

Tedaviler ve iyi sonuçlarla birlikte yeni umutlar, üstesinden gelinecek güçlükler bu endişeleri tamamen ortadan kaldırmasa da azaltır, zamanla endişeler, kuşkular daha az düşünülür ve günlük hayatın akışı daha fazla önem kazanmaya başlar. Ancak bu akışı bozan, kansere yakalanan kişinin tedavi sonrası ciddi anksiyete ve depresif belirtiler yaşamasıdır. İlk tedavi sonrası hastaların karşılaşacağı en önemli tehdit, kanserin tekrarlama ya da metastaz ( kanser hücrelerinin vücudun başka bir organına atlaması ) olacağı korkusudur. Çok sayıda hasta, hekimlerin yeterli tedavi etmediği veya tümördeki aktivitenin tam olarak yok edilmediği düşüncesi ile kanserin tekrarlıyacağı endişesini yaşar. Bu korku ile hastalar, hemen her türlü basit ağrı ve acıyı kanser ile ilişkilendirirler. Çok sayıdaki hasta için remisyon döneminde yapılan her türlü check-up, rutin kontroller, her bir hekim ziyaretleri, muayene ve tetkiklerde çıkabilecek hastalığa ait bir işaret beklenti anksiyetesine neden olur.Nüks ya da metastaz

Hastalığın tekrarlama ya da metastaz haberini alan hastada yine şok olma, inanmama, inkar, sinirlilik, anksiyete ve depressif belirtiler görülür. Bazı hastalarda ise uykusuzluk, anoreksia, yorgunluk, anksiyete ve irritabilitenin eşlik ettiği ciddi reaktif depresyon tabloları görülür.İlerleyen hastalık dönemi

Bu dönemde, hasta hastalığının önlenemez bir biçimde ilerlediğini fark eder. Bu nedenle, hastalık ile ilgili yeni bilgilere, hekimlere ve alternatif tedavi yöntemlerine gereksinim duyar.Son dönem

Bu dönemde hastalığının artık geriye dönüşü olmayan bir sürece girdiğini fark eder. Hasta için bu dönemde ortaya çıkacak dayanılmaz ağrılar, acılar ölüm ya da bilinmeyenden korkma söz konusudur.Kansere yakalanan kişilerin hemen hemen beşte birini depresyona duyarlı kılan bazı etmenler, hastalığı yenme isteğine egemen olabilirler. Kanser tanısı ile başa çıkabilme gücü ya da kanser hastalarında depresyon riski oluşturan etkenler bir çok değişkenle ilgilidir:

  1. Hasta ile ilgili özellikler: Yaş, cinsiyet, eğitim, kişilik özellikleri, psikiyatrik öykü (depresyon, madde kullanımı, anksiyete bozuklukları, psikotik bozukluk).
  2. Hastalığa ait özellikler: Yeti yıkımı yapan belirtiler, kanser yerleşimi, prognoz, ağrı, yaşam kalitesinin ne oranda düştüğü (yaşam amaçları, kariyer, evlilik aile gibi). Nutriyonel/endokrin, nörolojik.
  3. Tedavi ile ilişkili özellikler: Kortikosteroidler, opioidler, kemo-terapi (vincristine, vinblastine gibi), antiviral ilaçlar, antifungal ilaçlar.
  4. Çevresel özellikler: Sosyal destek eksikliği, duygusal alanda destekleyici olarak algılanan bir kişinin olmaması, ekonomik güçsüzlük, yaşam stresleri, ailede kanser öyküsü.
  5. Tanı güçlükleri: Kanserli hastaların psikiyatriste başvurmada çekinceleri olduğu ya da kanserli hastalarla çalışan ekibin ruhsal sorunları tanıma ve psikiyatri konsültasyonu istemede güçlükleri olduğu bilinen bir gerçektir. Bir hastanın günlük yaşamını etkileyen ve yaşam kalitesini düşüren herhangi bir sorun olduğunda ya da psikiyatrik bozukluk saptandığında zaman yitirmeden tedaviye başlamak, hastanın bu dönemini daha rahat geçirmesini sağlar. Kanserli hastalarda psikiyatrik morbidite ( hastalanma) % 38-47 arasında değişebilen oranlarda bildirilmektedir.

Kanserli hastalarda en sık görülen ruhsal bozukluk depresyondur; sıklığı için % 4.5-58 gibi çok geniş bir aralık içinde değişen oranlar bildirilmiştir. Sıklığın bu kadar değişken oluşu, araştırmaların farklı tanı yöntemleri ve hasta grupları ile yapılmasına bağlıdır. Uyum bozukluğunu ayıran ve fiziksel olarak iyi durumdaki hastalarla yapılan çalışmalarda oranlar düşüktür.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir