Pazar , 17 Aralık 2017
Hosting



web hosting

Hamilelikte Duyulan Kaygılar ve Aşma Yöntemleri

Her çoğul bebek bekleyen anne adayı hamilelik sürecinin değişik evrelerinde kaygılanır: Bebeklerim sağlıklı mı? Hamileliğimi tamamlayabilecek miyim? Ya onları kaybedersem…

Alman Hastanesi ve Bahçeci Kliniği’nde Psikolog Elif Orhon’la hamileliğimizin başından sonuna yaşadığımız kaygılarımızı ve bunları aşma yöntemlerini konuştuk.

ikiz-çoğul-bebek-elif-orhon

 

İkizanneleriyiz.biz: Elif Hanım acaba hamilelikle ilgili kaygılar hangi dönemde başlıyor? Nasıl gelişiyiyor?

E.Orhon: Sıkıntılar tedavi öncesinden başlıyor. Kafalardaki oluşan ilk kaygı: eyvah bizim çocuğumuz olmuyor mu, ne yapacağız şimdi. Ondan sonra çeşitli doktor ve ilaç tedavileri ile adım adım gidiliyor. Kişiler tüp bebek, mikroenjeksiyon yöntemlerini hep en son çare olarak görüyorlar. “İşte tüp bebek yaptıracağız şimdi, onda da mutlaka olur” inancı var. Ama tabi doktora sorulunca işin aslının böyle olmadığı ve %100 garantinin verilemediği ortaya çıkıyor, bu tabi hayal kırıklığı yaratıyor. Orada da tekrar sorular başlıyor. Nasıl %100 olmaz, bu kadar emek veriyoruz, kan veriyoruz, tahlil yaptırıyoruz, ilaç alıyoruz… Bu kez acaba olur mu olmaz mı ne olacak endişeleri başlıyor. Daha sonra olursa bu kez nasıl olacak, düşük riski daha mı fazla, anomali riski daha mı fazla, çoğul gebelik riski daha mı fazla. Çünkü alında çoğul gebelik riskli bir gebeliktir. Bizim de çoğu zaman çok arzu ettiğimiz gebelik değildir, riskleri nedeniyle. Üçüz ve dördüzlerin taşınması ve hamileliğin tamamlanabilmesi daha zor tabi. Ki ikiz bile riskli gruba dahildir aslında. Fakat özellikle bazı hastalarımız ikiz gebeliği çok fazla arzuluyorlar. Tabi uzun süren tedaviler neticesinde maddi ve manevi yıpranabiliyor hastalar ve bir kerede iki çocuğa birden sahip olma fikrini çok cazip buluyorlar. Ama tabi bunun da bizim elimizde olan bir şey olmadığını hastalara anlatmamız gerekiyor.

Ayrıca tedavide kullanılan ilaçların psikolojik yan etkileri var, bu nokta aile tarafından hep atlanıyor, çok fazla üzerinde durulmuyor. Kadınların yaşadığı adet öncesi belirtilerinin daha yoğun hali yaşanıyor tüp bebek tedavilerinde. Ruh halinde değişiklikler, ani mutluluk ve üzüntülülük hali, daha kolay kızma, öfkelenme, kolay rahatsız olma yani irritabilite, depresyon… Bunlar hep tedavide kullanılan ilaçların yan etkileri…

Sonunda gebe kalındığında ise çok sık gördüğümüz şey, çiftlerin aslında pek de hazırlıklı olmadıkları gebelik sürecine. Bir şaşkınlık hakim oluyor. Eee şimdi gebe kaldım, peki ne olacağım, nasıl doğum yapacağım gibi… Bu sefer gebelikle ilgili endişeler başlıyor. Kalp atışı duyulacak mı, duyuldu hadi bebek büyüyor mu, gelişiyor mu, amniyosentez yaptıralım mı yaptırmayalım mı, düşük olur mu olmaz mı, düşük riskim daha mı fazla gibi… Hele ikiz gebelikse endişeler bu sefer ikiye katlanıyor. Çünkü tek bebeğe gebeliklerde bir bebek için endişelenilirken, bu sefer iki kese görüldüğünde acaba ikisini de kalp atışı var mı, ikisi de iyi gelişiyor mu, ikisinin de amniyosentez sonuçları iyi mi gibi sorunlar katlanarak ilerliyor.

İkizanneleriyiz.biz: En sık rastladığınız problemler neler? Hamileliğin en çok hangi döneminde güçlük çekiyor hastalar?

E.Orhon: Aslında en çok sıkıntı, gebelik belirti vermeye başladıktan sonra kendini gösteriyor. Yani biraz daha karın büyüyüp bebek ya da bebekler hareket etmeye başladıktan sonra, çünkü o zaman daha bir gerçekçi hal alıyor gebelik. Daha önce “evet gebeyim, kanda belirti var, kalp atışlarını duydum ultrasonda” diyor hasta ama gerçekçi bir belirti yok. Hissedilen bir hareket olmadığı için mide bulantıları da çok bir şey ifade etmiyor o anda. Ayrıca bulantılar çok rahatsız edici olduğu için gebelikle ilgilenilemeyip, o dönemde bu rahatsızlıkla boğuşuluyor. Bazılarının ise hiç mide bulantısı olmayabiliyor. Ama karın büyümeye başlayıp bebek hareketleri de yavaş yavaş hissedilince asıl endişeler su yüzüne çıkıyor. “Tamam gerçekten varlar, geliyorlar, nasıl başa çıkacağız?”… Hatta bu safhada daha da ileri gidip  “Doğumdan sonra nasıl emzireceğim iki bebeği” kaygısı dahi hissedenler var. Ama tabi bu kaygılanma bireysel olarak da çok farklılık gösteriyor. Bu sorunsalları genellemek çok da doğru değil.

İkizanneleriyiz.biz: Peki tüp bebek tedavisi gören hastanın zaten bir sürü endişeleri var. Tutacak mı tutmayacak mı… Haydi hamile kaldı, kimbilir tabi kaçıncı denemeden sonra hamile kaldı, her halükarda bebekleri zor elde etti. Bu hastaları nasıl telkin edersiniz rahat bir hamilelik geçirmeleri için? Hem maddi hem manevi sıkıntılara girilmiş, bebekler tutmuş, hadi ama bu sefer acaba hamilelik tamamlanacak mı, bebekler sağlıkla dünyaya getirilebilecek mi gibi… Ne yapmalı kadınlar bu kaygıların üstesinden gelebilmek için?

E.Orhon: Aslında tüm bu saydıklarınız son derece bireysel. Herkesin farklı hisleri ve yaklaşımları var. Biz kişiye özel telkinlerde bulunuyoruz. Tam olarak nasıl bir rahatsılık hissediyor? Onu bulmak lazım. Bazen örneğin maddi sıkıntı çok rahatsızlık veriyor. Aile bir kez tüp bebek yaptırmış, bir daha gerekse yaptıramayacak gibi. “Aileye bir bebek geliyor nasıl bakacağız?” Özellikle maddi durumu yetersiz ailelerin hissettikleridir bunlar. Bu da çok ciddi psikolojik sıkıntı yaratabiliyor. Eğer mesela çalışan bir bayansa “Kim bakacak?” en büyük kabus haline gelebiliyor. Yani aslında toparlayacak olursak problemin ne olduğu çok önemli ve bundan hareketle kişiye özel telkinler yapılması gerekiyor.

İkizanneleriyiz.biz: Biz ikiz annelerinin de çalışanları var. Çalışan anne adaylarına neler önerebilirsiniz?

E.Orhon: Çalışan anne adayının bir kere çok iyi organize olması lazım. Biz genelde endişe ve kaygının söz konusu olduğu durumlarda ucu açık bir şey bırakmayın diye tavsiyelerde bulunuyoruz. Sizin kafanızı meşgul edecek, tedirgin edip kafanızı kemirecek ucu açık sorular bırakmamaya çalışın diyoruz. Çalışan anne adayının çocuklarına nasıl vakit ayıracağı, kim veya kimlerin bakacağı gibi konularda çok iyi organizasyon sağlaması lazım. Eşle paylaşım, yani görevlerin ortak paylaşımı çok önemli.

İkizanneleriyiz.biz: İkiz, üçüz bebek bekleyen bayanlarda eş yardımları hakikaten büyük önem taşıyor. Bu bağlamda eşlerle de görüşüyor musunuz?

E.Orhon: Ben gebelerimle görüşmeleri zaten eşli olarak yapıyorum. Daha sonra sadece gebeyle görüşmelere devam etmem gerekse de arada bir mutlaka eşi de görüşmelere çağırıyorum. Çünkü gebelik aslında iki kişinin ortak yaşadığı bir süreç.  Tek kişinin değil iki kişinin çocukları olarak bakmalıyız. Gebeliğin başlangıcından itibaren de bu böyle, aslında bu iki kişinin gebeliği. Eşle ortak paylaşımlar çok önemli. İşteyken kim ilgilenecek, eve geldikleri zaman kim dinlenecek, kim mamalarını hazırlayacak, bunun için akşam saatlerinde de yardımcı birileri olacak mı gibi pek çok konuda eşlerin işbirliği içerisinde olması lazım. Tüm bunların dışında ayrıca bir de eşlerin birbirlerine özel zaman ayırmaları çok önemli. Bunu nasıl ayarlayacaklar? “Biz böyle bir şey yapamayız, zaten çok meşgulüz” diyen çiftlere dahi kendilerini mecburi tutmalarını ve ne olursa olsun bebekleri birkaç saatliğine güvenilir ellere emanet edip baş başa vakit geçirmeleri gerektiğini söylüyoruz. Sinemaya gidebilirler, yemeğe gidebilirler… Evliliğin ve ilişkinin sağlığı açısından, yapmaktan ötürü hoşlandıkları herhangi bir faaliyeti birlikte paylaşmalarını öneriyoruz.

Çiftleri yoran bir başka konu bebek odasıdır. Bebek odası nerede olacak? Mesela genelde çiftler bebekleri kendi odalarında tutmayı tercih ediyorlar. Asla böyle yapmamalarını öneriyoruz. İlk günden itibaren bebekler kendi odalarında olmalılar. Hangi oda olacak? Nasıl organize olunacak? Bunların hepsini tek tek konuşuyoruz.

İkizanneleriyiz.biz: Peki bebeklerim ya doğmazsa gibi bir şeyle geliyorlar mı size? Amniyosentez korkusu olabilir, gebeliği sonlandıramamaktan ötürü endişeler olabilir… Bu tip endişelerin üzerinden gelebilmeleri için neler önerirsiniz anne adaylarına?

 

E.Orhon: Öncelikli olarak doktorlardan olası bütün riskleri öğrenmeleri lazım. Doğruyu söylemek zorundayız! Amniyosentez örneğinden gidelim, yapılırsa riskleri neler olabilir, yapılmazsa neler olabilir, bunları hastaların mutlaka doktorlarından iyice öğrenmelerini istiyoruz. Ayrıca çoğul gebeliğin tamamlanamaması riskinin tek bebek gebeliğine oranla ne ölçüde yüksek olduğunu, istatistiki doğruları hastaya mutlaka bildiriyoruz. Kanama gibi tehlikeli durumlarda nelere dikkat etmeleri gerektiğini açık ve net bir şekilde ifade ediyoruz. Ya doğmazsa gibi bir endişe taşıyan hastalar için de yine kişiye özel bir takım formüllerimiz var. Ya düşük olursa kaygısı acaba bilişsel bir şey mi yani gerçekten böyle bir tehlike var mı yoksa hastanın kendi kafasında ürettiği kaygıları mı? “Düşük olmasından korkuyorum bu nedenle gün aşırı ultrasona giriyorum gibi” gibi saplantılı anne adaylarıyla da karşılaşıyoruz. Burada problemin kökenine göre uygulamalar yapıyoruz. Bazı hastalarımız sadece rüyalarında görüyorlar. O zaman daha farklı bir yaklaşımda bulunmamız gerekiyor. Özellikle tedavi sonucu gebe kalmış hastaların zaten hemen hepsi hafiften ağıra değişkenlik gösteren düşük kaygılarını taşıyorlar. Sonunda bebeklerim doğdu, bu sefer de bazı hastalarda ya kaybedersem endişeleri hakim olabiliyor.

İkizanneleriyiz.biz: Doğru bunu tedavi gören pek çok anne yaşıyor. Ben kendimden de anımsıyorum o dönemdeki endişelerimle çok fazla örtüşüyor söyledikleriniz. Peki bu bağlamda, kendi kendimize bunları aşabilmek için bir takım telkin yöntemleri önerebilir misiniz? Bu düşüncelerin hapsinden kurtulmak için neler önerebilirsiniz? Çünkü tedavi ile gebe kalan hastaların eminim gebeliklerini rahat ve sorunsuz geçirmelerinde moralin de çok büyük bir etkisi var. Evde durup dururken karanlık düşüncelere kapıldığımızda mesela ne yapalım?

E.Orhon: Evet, doğru. Çeşitli rahatlama egzersizler var, en çok bilineni burundan nefesi ciğerlerine çek, ağızdan yavaş yavaş ver. Ama ben genellikle odak değiştirme yöntemini öneriyorum. Hakikaten en etkili yöntem budur. Diyelim ki evde otururken ya da iş yerinizde çalışırken aklınıza takıldı bu kötü düşünceler. Bir kez takıldı mı bu düşüncelerin arasında sıkışıyor insan, ucu bucağı gelmiyor bir türlü. O noktaya daldığını fark ettiği anda kişi, -ki bu hiç zor değildir-kendisine “dur” demeli. Çok net, çok kesin bir “dur”. Gözünün önüne trafik işaretleri misali koca bir dur işareti getirmeli. Yerine başka bir şey koyarak odağını değiştirmeli. Şu anda bunu düşünmeyeceğim, bunun bir yararı yok, her şey kontrol altında, takip altında, bunu düşünmek yerine mesela kalkıp kendime papatya çayı yapayım, bunu düşünmek yerine sevdiğim müziği çalacağım. Yerine ikame edeceği, kişinin mutlaka sevdiği, hoşnut olduğu bir faaliyet olmalı.

Arkadaşlarla konuşmak çok fazla tercih edilir. Bu önemli bir noktadır; ben psikolog olarak, bu günlük kaygıların çok fazla konuşulması ve dile getirilmesi taraftarı değilim. Evet, mutlaka konuşulması ve açıklanması gerekiyor, ama uygun ortam oluştuğunda. Sürekli değil. Çünkü ne kadar çok endişeleriniz hakkında konuşursanız, o kadar çok bu konuları düşünüyor olursunuz. Bu nedenle sınırlanmalarını tavsiye ediyorum. Konuşulacaksa eş veya konunun uzmanıyla konuşulmalı. Arkadaşlarla dertleşmek elbet iyi gelir. Ama çok fazla “hay Allah, tüh Allah” konuşmalarına girmemek ve ayrıca hastayı anlamış, daha önce benzer tecrübeleri yaşamış arkadaşlarla paylaşımı öneriyorum.

Meşguliyet şart. Ama doğru meşguliyet. Bizim toplumumuzda meşguliyet denince akla televizyon seyretmek ve kitap okumak geliyor. Ki en işe yaramaz aktivitelerdir. Kaygılardan uzaklaşmada oyalayan aktivitelerin faydalarını görmekteyiz. Örgü, elişi, bilgisayar oyunları, puzzle’lar inanılmaz yardımcı olurlar. Resim yapmak, ahşap boyamak, takı yapmak… Örneğin hastalarımdan biri kendi kendine boncuklardan takı yapmayı keşfetmişti, evde zaman geçirmek durumunda kaldığında. Ne zaman kafası bu düşüncelerle sarılsa “bir dakika ben bir arkadaşıma küpe yapayım” daha sonra da “Aaa zaman da nasıl geçti, şimdi yemek hazırlayayım” diye kendini oyalayarak endişelerinden uzaklaşmanın yolunu bulmuştu.

İkizanneleriyiz.biz: Bebeklerini kaybetmiş annelerde de mutlaka çok çeşitli yöntemleriniz vardır ama genel olarak neler söyleyebilirsiniz? Bu çok farklı bir travma çünkü…

E.Orhon: Yas sürecini yaşamalarını, yani yas tutmalarını öneriyoruz. Üzülmeleri çok normal, üzülsünler, ağlasınlar, bağırmak istiyorlarsa bağırsınlar. En fazla 15 gün yas tutmaları sağlıklı. En çok bizi korkutan, sıkıntıya atan şey uzamış yas dediğimiz olay. O dönemde sağlam durmalıyım, yıkılmamalıyım deyip o yası tutmayıp, içeride bir yerlere gömen hasta, daha sonraki gebeliğinde bütün o kaygıları kat be kat fazla yaşayabiliyor. En önemli şey budur kaybedilen bebek veya bebeklerde: yas tutmaktan korkmayıp yas sürecinin yaşanması. Marifet çevredekilerin “üzülme” telkinleri ile ayakta durmaya çalışmak değil. “Üzülüyorsun, seni anlıyorum ve ben yanındayım, geçecek” şeklinde bir yaklaşımla hastaya destek olmak lazım.

Elif Orhon’a verdiği değerli bilgilerden ötürü çok teşekkür ederiz.

 

UYARI! Bu röportajın bütün hakları www.ikizanneleriyiz.biz’e aittir. İzinsiz ve kaynak gösterilmeksizin tamamının ya da bir kısmının kopyalanması, içeriğinden alıntı yapılması yasaktır. Yasal işlemler için Yasal Uyarı’yı tıklayınız.

Hosting

About Ana Peri

Check Also

Çift Yumurta İkizliği

ÇİFT YUMURTA (DİZİGOTİK) İKİZLİĞİ   • Çift yumurta ikizliği ayrı ayrı döllenmiş yumurtalardan oluşur.   • Çift …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir