aloevera uyelik
Pazar , 24 Eylül 2017
Hosting



Son Haberler
web hosting

Karagöz Ninem

KARAGÖZ NİNEM


Yıl : 04 Ocak 1924


Yer : Yunanistan / Gümülcine


Çetin bir kış gecesi. Etrafta sessizlik hakim. Rüzgarın ıslık çalan sesiyle birlikte bir kadının feryatları çınlatıyor dört bir yanı. Zehra genç bir kadın. Eşi Ethemle evlenmiş, ilk çocuklarını dünyaya getiriyor.  Zor bir doğum. Ethem evde, Zehranın oda kapısının önünde  bir taraftan sigara içerken, bir taraftan da  bebeğin doğmasını bekliyor. Saatler süren sancılardan, feryatlardan sonra Zehranın çığlıklarının yerini  bir bebeğin  ağlaması alıyor. Etheme haber gidiyor hemen “Müjde! Nur topu gibi bir kızınız oldu. Zehrada çok iyi , içeri girip görebilirsiniz.”


Ethem Zehranın bulunduğu odanın kapısını aralıyor. Zehranın uzun siyah saçları perçem perçem gözlerinin önüne düşmüş, küçük siyah gözleriyle yorgun ama mutlu, sevgiyle bakıyor kocasına. Kucağında bebeğini emziriyor, sütten irileşmiş,  beyaz göğüsleriyle.


Ethem deniz mavisi gözleriyle Zehraya sevgi dolu ve ilk defa baba olmanın şaşkınlığıyla hayretle bakıyor. Önce alnından öpüyor karısını, sonra kızını okşuyor.  “Küçük kara gözleriyle nasıl da annesine benziyor” diye düşünüyor kendi kendine. Sonra dönüp eşine:


-Zor bir doğumdu. Sizi beklerken Allaha hep dua ettim. Seni ve bebeğimizi bana bağışlasın diye.  Saatler sonra seni ve bebeğimizi sağ salim görünce su serpildi yüreğime. Bunca zamandır bebeğimiz yaşamak için, hayata gelebilmek için direndi, sabretti. Sabrın sonu selamettir. Sonunda kavuştuk bebeğimize. Ne mutlu bize. Daha anne karnındayken bile sabretmeyi öğrenen kızımızın adı SABRİYE olsun hanım…


Bebeğin adı Sabriyeydi artık. Adını sabırdan almıştı. Yaşamı boyunca nelere sabredecekti kimbilir?


Yıl: 27 Ekim 1928


Yer: Yunanistan / Gümülcine


Aradan 4 yıl geçti. Sabriyeye bir kardeş geldi. Adı Nazmiye. Adını nazlılıktan alıyordu. Kırılgan, alıngan çıtı pıtı bir kız çocuğu.


Sabriye analık yaptı Nazmiyeye. Onu korudu, kolladı.  Nazmiye’nin ne kadar hassas olduğunu bilircesine kol kanat gerdi kardeşine. Bir abla değildi sanki bir anaydı onun üzerinde…2. bir ana…..


Sabriye İlkokulu 3. sınıfa kadar okudu. Nazmiye okuyamadı. Çünkü o yıl harp olmuş,  okullar kapanmıştı. Ülkeyi yoksulluk, yokluk sarmıştı. İnsanlar yaşamak için bir dilim ekmek kavgasına düşmüşlerdi. Evlerine bir dilim ekmek götürmek için sabahın alacakaranlığında ekmekçinin önünde sıraya giriyorlardı.


Halbuki Ethem varlıklıydı. Onlarca dükkanı , arsaları vardı şehirde. Ama dükkanları kapatılmış, arsaları işgal edilmişti. Elden ne gelir?


Yüzyıllar boyunca aynı topraklarda yaşayan Rum komşuları destek olmuşlardı Ethemlere.  Rumlar ve Türkler aynı toprakları, aynı havayı, aynı suyu paylaşan kardeşlerdi halbuki. Görseler ne kadar güzel anlaşıyorlardı birbirleriyle.  Dilleri , dinleri, uyrukları farklıydı ama ne önemi vardı sanki? Hepsi birer insan, hepsi Allahın kuluydu. Kalpleri birdi ya asıl önemli olan buydu.


Sabriye 14 yaşına geldi. Genç kız olmuştu artık. Nazmiye 10 yaşında yine ailenin nazlı çocuğuydu. Ethem dükkanları kapatılınca içkiye başlamıştı. Günde bir büyük deviriyordu midesine. Bu dönemlerde Zehra 3. çocuğuna hamile kaldı. Meliha oldu sonra. Sabriye görevini biliyordu. Melihaya da analık yaptı, kol kanat gerdi. Korudu.


Bir gün Sabriye küçük kardeşi Meliha ile meşgulken Nazmiye bahçede ip atlarken, sedirde annesiyle komşularının konuşmalarına tanık oldu.


–         Sabriye kesildi. Sadece 1 kere oldu, başka hiç olmadı.


Dedi annesi komşusuna.


Nazmiyede  çocukça bir merak uyandı. Ablasında kesilen neydi? Ne olmuyordu ablası?  10 yaşındaydı ama bilmiyordu öyle şeyleri. O zamanlar ayıptı, konuşulmazdı öyle.  Halbuki bilseydi ablasının ömrü hayatı boyunca sadece 1 kez  regl olup, bir daha olamayacağını,  ablasını doktora götürmek için annesine ısrar ederdi. Ama ne bilsin ki? Çocuktu.


Yıl: 08 Nisan 1939


Yer: Yunanistan / Gümülcine


Sabriyeyi doktora götüreceklerine bir kocakarının lafına bakarak evlendirdiler. Güya Sabriyenin bünyesi koca istiyordu. O yüzden kesilmişti regl’den. Evlenince düzelecekti. Öyle demişti kocakarı. Cahillik diz boyu o dönemde. Evlendirdiler Sabriyeyi çocuk denebilecek yaşta. Adı Yusuftu kocasının. Aynı babası gibi içkiciydi o da. Yusufun babasından tek farkı, Yusuf sadece geceleri değil, her an içerdi rakısını.  Ayık olduğu zaman yoktu. İçkiyle birlikte dayak ta vardı. Sabriye yine sabrediyordu. Kocasıydı o dünya ahiret. Döverdi de severdi de. Hoş dövülmekten sevilmeye fırsatı kalmıyordu Sabriyenin….  Evlenince Türkiye / İzmire göç etmişlerdi. Kaynanası, kayınatası ve içkici kocasıyla sürdürüyordu hayatını.


Yıl: 21 Haziran  1949


Yer: Yunanistan / Gümülcine


10 sene geçmişti aradan. Zehra ilk göz ağrısı kızının hasretine dayanamadı. Karagözlüsüydü o. Türkiyeye göç etmek, kızına kavuşmak istiyordu artık.


Nazmiye Mehmetle evlenmişti, Yeni evli çiftler İstanbula göç hayalleri kuruyorlardı. Nazmiye İstanbula giderken, annesi, babası ve küçük kardeşi Melihayı da aldı yanına. Eşi Mehmet öksüzdü, 6 yaşında annesini , 8 yaşında babasını kaybetmiş, küçük erkek kardeşi evlatlık verilmişti. Kimsesi yoktu Mehmetin eşinin ailesinden başka. Hayatı boyunca hep aile özlemi çekmişti. Kahvehane köşelerinde yatmış, ama ömrü boyunca ağzına ne bir sigara, ne de bir içki koymuştu. Kahvehanelerde yeterince içenler vardı zaten. 8 yaşından beri dumanların ortasındaydı. Tiksinti gelmişti artık sigara kokusundan. Mehmedov derlerdi Rumlar. Bütün Gümülcine tanıyordu Mehmedovu. Öksüz, kahvehanelerde yatan Mehmedovu.


Nazmiyenin Mehmetle evlendiği yıl , İzmirde yaşayan ablası Sabriye kayınvalidesini va kaynatasını kaybetmişti.  Yusuf üzüntüden kendini daha çok içkiye vermiş, Sabriyenin ailesine  uğursuz geldiğini ve ona çocuk veremediğini bahane ederek , Sabriyeyi daha çok dövmeye başlamıştı.


 


Yıl: 30 Temmuz 1950 


Yer: Türkiye / İstanbul


Eşinin ailesinden başka tutunacak bir dalı olmayan Mehmet, eşi Nazmiyeyi, kayınvalidesi Zehrayı, kayınpederi Ethemi ve küçük baldızı Melihayı da alarak İstanbula göç etmişlerdi. Bir gecekondu kiralamıştı Mehmet. İzmirde yaşayan Sabriye ve Yusufu da yanlarına almışlardı.  Ne de olsa hayat arkadaşı biricik Nazmiyenin, minnoşunun ablası ve enişyesiydi onlar.


Yusuf İstanbula gelir gelmez tersanede iş bulmuştu. Gündüzleri çalışıyor, geceleri bazen meyhane köşelerinde sızıp kalıyor, bazen de eve gelip kayınpederiyle sızana kadar içki içiyorlardı. Sabriye için dayak bitmişti artık. Nede olsa Yusuf, baldızının, bacanağının yanında dövecek değil di ya Sabriyeyi.


           


Yıl: 05 Mayıs 1954 


Yer: Türkiye / İstanbul


Aradan yıllar geçti. Mehmet ile Nazmiyenin 2 yaş arayla 2 tane   kızları olmuştu.  Raife ve Lütfiye. Allah Mehmete yürü kulum demiş, Mehmet maddi açıdan yükselmişti. Şimdi büyük bir ev almanın zamanı gelmişti. Sığamıyorlardı artık. Nazmiye bu fikri duyunca sevinemedi. Annesinden ve ablasından ayrılacağı için üzüldü, üzüntüden yataklara düştü. Ne de olsa hassastı, kırılgandı.  Hiç öyle şey yaparmıydı Mehmeti, hiç ayırırmıydı onu annesinden ablasından… Onlar eşinin kanı canı olduğu kadar Mehmetin de kanı canıydı. Bu dünyada onlardan başka kim vardı ki Mehmet için? Tutunduğu dalı nasıl kırabilirdi?


Mehmet Üsküdarın nezih bir semtinde 2 tane karşılıklı daire almıştı. Birinde Mehmet , Nazmiye ve 2 kızları otururken, diğerinde kayın validesi, kayın pederi, baldızı ve bacanağını otutturdu.


Yusuf  tersanede çalışmaya devam ediyordu. Mehmet kendine bir lokanta açmış, onu işletiyordu. Ara sıra Nazmiye Mehmete yardım ediyordu. Kızlar büyümüş, birer genç kız olmuşlardı artık. Evi çekip çeviriyorlardı.


Sabriye için kocakarının dediği gibi olmadı. Evlenince regl olur demişti, olmadı. Doktora gittiğinde herşey için çok geçti. Bir daha hayatı boyunca regl olamayacaktı. Dolayısıyla çocukları olamayacaktı. Nazmiyenin çocuklarını çocukları bildi Sabriye. Onlarla avundu. Onları koklayarak saadet buldu.


Nazmiye bel ağrısından yakınıyordu. Lokantada çok yoruluyor, bütün gün ayakta, bir kazan yemek yapıyor, müşterilere servis yapıyordu. Bel ağrıları daha çok artınca doktora gitti Nazmiye. Ağrıdan dayanacak gücü kalmamıştı artık.


–         Bir bebeğin olması gerekiyor, bel ağrıların ancak o zaman geçer.


Demişti doktor. Nazmiye üzülmüştü. “ 40 yaşına gelmişim, 2 çocuk büyütmüşüm, tam rahata ermişim, bu yaştan sonra ben nasıl çocuk bakarım” demişti kendi kendine.


Ama yapacak başka birşey yoktu. Bel ağrıları günden güne artıyordu.


Yıl: 10 Kasım 1967 


Yer: Türkiye / İstanbul


 


Hamile kaldı Nazmiye. 3. kere. Ablasının çocuğu olmadığı için üzüldüğünü biliyordu.  Üzmek istemiyordu ablasını. “oğlan olusa benimi kız olursa senin”  dedi ablasına. 4 gözle beklendi doğum anı. Nazmiye bir kız çocuk daha dünyaya getirmişti. Nazmiye veremiyordu çocuğunu. Ama söz bir kere çıkmıştı ağızdan. Çok pişmandı oysa, üzüntüden yataklara düştü Nazmiye. Sabriye kardeşini bu halde görünce içi parçalandı.


            -Kardeşim sen benim canım, ciğerimsin.Sakın çocuğunu alacağımı zannetme. Sakın üzülme. O senin çocuğun. Allah onu sana verdi. Bana kendi çocuğumu doğurmamı nasip etmedi. Halbuki bir bebek benim en büyük dileğimdi. Adı Dilek olsun bu minik yavrucağın. Teyze ana yarısıdır. Onlar benimde kızlarım, benim de evlatlarım.


Günler güleri, aylar ayları, yıllar yılları kovaladı. Sabriye ve Nazmiyenin Küçük kız kardeşleri Meliha evlendi. İlk kocası başka bir kadını sevince Meliha boşandı, baba evine geri döndü.  Meliha onlara yük olmak istemiyordu. Önüne ilk çıkan kısmetiyle 2.evliliğini yaptı. Ondan bir kızı oldu. Yasemen koydular adını. Yasemen gibi mis kokuyordu bebek. Cennetin bir köşesinden gelmişti o.  Bir kaç yıl sonra Yasemenin babası vefat etti. Yasemen yetim di artık. Annesi Melihayla dedesinin evine yerleştiler. Yıllar sonra Meliha 3.evliliğini yaptı. Sivasa gitti. Nazmiye ile Sabriye yeğenlerinin üvey baba evinde büyümesini istemedikleri için Sivasa göndermemişlerdi. Meliha İstanbula geldiğinde görebiliyordu kızını ancak.


Ev bir hayli kalabalıklaşmıştı. Nazmiyenin son çocuğundan sonra bir çocuk daha eklenmişti haneye.  Şimdi bir dairede  Nazmiye, Mehmet ve 3 çocuğu, diğer dairede Sabriye, Yusuf, Ethem, Zehra ve Yasemen kalıyorlardı.


 


Yıl: 01 Mayıs 1979 


Yer: İstanbul / Üsküdar


 


Aradan yıllar geçti. Zehra hastalandı. Eve doktor çağrıldı. Zehra o akşam doktorun yaptığı iğneyle tetanoz olup, hayata gözlerini yumdu.


 


Yıl: 13 Kasım 1983 


Yer: İstanbul / Üsküdar


Eşinin vefatından 4 yıl sonra Ethemin karaciğerleri içkiye yenik düştü, kansere yakalandı. Ve hayata veda etti.


Nazmiye damat ve torun sahibi oldu. Sabriye de kardeşinin çocuklarını çocukları, torunlarını torunları bildi. Onca kalabalığın ardından 2 yaşlı kumru kalmışlardı artık. Nazmiye ve Mehmet , Sabriye ve Yusuf.  Yalnızlığa alışık değillerdi halbuki. Kızları,  damatları, torunları gelince mutlu oluyorlar, onlarla avunuyorlardı.


 


Yıl: 04 Mart 2005 


Yer: İstanbul / Üsküdar


 


Önce Yusuf  kapadı gözlerini. Ölüm sebebi: Yaşlılık. Bunca yıla ve yorgunluğa dayanamadı. Kalbi durdu. Sabriye yıllarca aynı yastığa baş koyduğu , her türlü eziyetine “kocasıdır” diye katlandığı Yusuf’unun ölümüyle yıkıldı.


Yalnızlık çekmesin diye Nazmiye ablasını yanına aldı. Sabriyenin evindeki eşyalar satıldı. Evi kiraya verildi. Sabriyenin birkaç parça kıyafetinden başka hiçbirşeyi yoktu artık. Ne kocası, ne evi, ne de eşyaları…


Sabriye bir süre Nazmiyenin evinde kaldı. Ama yapamadı. Çünkü Nazmiye ile Mehmet iyice bunamışlardı. Eziyet ediyorlardı Sabriyeye. Bu durumu gören 4 kızı sırayla yanlarına alıp bakmaya başladılar Sabriyeye.


Sabriye kızları gibi sevdiği 4 yeğeninin evinde kalsa bile çok sıkılıyordu. Onlara yük olmaktan dolayı çok üzülüyordu. Halbuki ne kızları, ne damatları ne de torunları böyle düşünüyorlardı. Aksine kızları ve damatları teyzelerini, torunları ninelerini görmekten çok mutluydular.


Gün geçtikçe Sabriye kötüleşiyor. Yemeden, içmeden kesiliyordu. Doktora gidildi.   14 Temmuz 2005 günü Cerrahpaşaya yatırıldı.  Lenf bezi kanseri teşhisi konulmuştu. Doktorlar 3 ay ömür biçmişti Sabriyeye. Lenf bezleri giderek şişecek, iğne ucu kadar delik kalmayınca, nefessizlikten boğulup ölecekti.


Herkes çok üzgündü. Nazmiye ablasının yanına koştu hemen. Kansere yakalanmasında kendisinin payı olduğunu düşünüyordu. Niye göndermişti ki ablasını kızlarının yanına? Baksaydı ya ablasına, kendi elleriyle çorba yapıp içirseydi ya ablasına. O hem yaşlı, hem duldu. Kendisi de yaşlıydı ama en azından  eşi  yanındaydı ve kızları vardı. Biliyordu son pişmanlığın fayda etmeyeceğini, için içini yiyordu o yüzden.


Meliha Sivastan koşup gelmişti ablasına. Ablalarından daha genç olduğu için Sabriyenin yanında refakatçi kalıyordu.  Refakatçilik günleri, Meliha, kızı Yasemen ve 3 yeğeniyle sırayla paylaşılıyordu.


Sabriye günden güne eriyordu. Boğazından bir dilim lokma geçmiyordu. Bir gün nefes alamadı. Hemen doktorlar ameliyata aldılar 81 yaşındaki nineyi. Gırtlağından delik açmışlardı. Şimdi oradan alıyordu nefesini. Hipokrat yemini etmişlerdi ne de olsa doktorlar. Son nefesine kadar hastayı yaşatacaklardı.


Aradan 1 ay geçmişti. Artık yapılacak bişey kalmamıştı. Hastaneden çıkarttılar Sabriyeyi. Nazmiye günlerce uyumamış, vicdan azabını hafifletmek için, ablasını evine çağırmıştı. Evinde bakılıyordu artık ablasına. 3 kızı, yeğeni, küçük kardeşi Meliha ve torunlarıyla gece nöbetleşe kalıyorlardı ablasının yanında.


Sabriye boğazına delik açıldığından beri konuşamıyordu. Söyleyeceklerini bir kağıda yazıyordu. “Allah önce kadınlığımı aldı, sonra kocamı, sonra evimi, şimdi de sesimi” diye yazıyordu durmadan…


 


Yıl: 14 Ekim 2005 


Yer: İstanbul / Üsküdar


Ramazan ayının 11.günü. Sabriye hayata gözlerini kapadı. Ana değildi ama. Analık yapmıştı herkese…. Analık yaptığu kardeşi Nazmiyenin evinde , analık yaptığı kardeşi Meliha, analık yaptığı 4 yeğeni ve analık yaptığı torunlarının yanında….


Nazmiye ile Mehmeti odadan çıkardılar. Nede olsa yaşlıydılar. Etkilenirlerdi. Son müdahele yapıldı ama kurtulamadı Sabriye. Hakkın rahmetin kavuştu. 4 kızı büyük bir soğuk kanlılıkla Sabriyenin önce takma dişlerini çıkardılar, sonra çenesini bağladılar, ve en sonda tüm bedenini sardılar. Yere yatırdılar. Karnına bıçak koydular şişmesin diye.  Sonra birer sakinleştirici verip anne ve babalarına söylediler teyzelerinin ölümünü


Sabriye Yusufunun yanına gitmişti. Ona hep eziyet eden, döven, ama KOCAMDIR diye hayatının sonuna kadar ona hizmet eden, ona çocuk veremediğinden dolayı ezilen, saçını süpürge eden Yusufunun yanına…..


Sabriye Yusufuna kavuşmuştu , Yusuf ta KARAGÖZ’üne.


 


Nineciğim,


Cennette  olduğunu ve oradan bizleri izlediğini biliyorum. Seni çok özledim karagöz ninem. Sırası gelince bende yanına geleceğim,  kavuşacağız birbirimize. Bana söylediğin ninnileri, ayağında sallamalarını, çingeme salıncağını nasıl unutabilirim? Bekle beni elbet bir gün yanına geleceğim. İşte o zaman mis kokan tarhanandan, nefis köftenden ve ekmeğe bandıra bandıra parmaklarımı  da birlikte yediğim taze fasülyenden yapacakmısın bana?  Kimse senin kadar güzel yapamıyor nineciğim. …. Sana sarılıp dizlerinde uyumak, hayır dualarını almak, rahatlamak istiyorum. Nineciğim seni çok özledim. Nur topu gibi doğdun,  nur yüzünle öldün. Nurlar yağsın mezarına, toprağına….


 


Sevgi ve Dua ile …..


 


Torunun Aysu ve seni hatırlamayacak kadar küçük olan ama senin masallarınla, ninnilerinle  büyüyen torununun çocukları Aslı&Sıla…… 15/01/2007


 


 

Hosting

Hakkında Ana Peri

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*