aloevera uyelik
Perşembe , 27 Temmuz 2017
Hosting



Son Haberler
web hosting

Gecemi Aydınlatan Ateş Böceklerim

GECEMİ AYDINLATAN ATEŞ BÖCEKLERİM
 
Eylül 1992
 
Dile kolay. Lise 2’den beri birbirimizi sevmiştik. Okul bitince eşim askere gitmişti. “Bir an önce gidip geleyim” diye. Evlenecektik. İdealimiz, amacımız, umudumuzdu bu. Ben ise ailemin tüm ısrarlarına ve yalvarmalarına rağmen universiteyi okumadım. Amacım bir an önce hayata atılıp para kazanmak ve evlilik hayallerimi kazandığım paralarla çeyiz alıp süslemekti. Şimdiki aklım olsa idi okurdum üniversiteyi. Ama o zamanlar 17 yaşında aklı bir karış havada gencecik bir yürektim. Her saniye sevdiği adamı düşünen, gece gündüz her an yanında olabilmek ve eşi olabilmek için evlilik hayalleri kuran , pembe bulutlar üstünde uçan gencecik bir yürek…
 
Eylül 1994

 
Lise biter bitmez işe başladım. Çalışıyor, hayalimdeki sıcak yuvama ufak tefek çeyizler alıyordum. O sırada askerlik için sıra bekleyen eşimle kursa yazılmıştık. Hafta içi çalışıyor, hafta sonu kursa gidiyorduk. Ben ingilizce, eşim muhasebe …
 
24 Kasım 1995
 
Eşimi kar taneleri içinde askere uğurladım. 18 ay bekledim yolunu. 550 gün boyunca bıkıp, usanmadan mektup yazdım. O zamanlar cep telefonu şimdiki gibi herkesin cebinde değildi. İletişim jetonlu ya da kartlı telefonlarla sağlanıyordu. 2 saat sırada kuyruk bekleniyor, ancak birbirimizle konuşabiliyorduk.
 
07 Mayıs 1997
 
Nihayet tüm bu özlemler, beklemeler sona ermiş, biricik askerim terhis olmuştu. Şimdi ikimiz birden daha çok çalışacak, daha çok para biriktirecektik. Hayallerimize biraz daha yakındık artık.
 
12 Mart 1998

 
Sözlendim. Artık senelerce süren aşkımızı resmiyete dökmüştük.
 
26 Nisan 1998
 
Nişanlandık. Su yeşili nişanlığım vardı. Su gibi duruydum, yeşillenmiş, muradıma ermiştim artık. Şimdi sıra evlilikteydi….
 
09 Mayıs 1999

 
Su yeşilinden çıkıp  beyazlara bürünmüştüm.  Her genç kızın hayali gibi gelinliğimi giymiştim ben de. Kendimi bulut gibi hissediyordum. Küçükken anneannemin yerlere kadar inen uzun, beyaz perdelerine sarılıp , dolanıp gelin olurdum. Şimdi ise bir oyunda değil , gerçeğin ta kendisindeydim. Elime tutuşturulan bir evlilik cüzdanı, karşımda canım CAN vardı artık. Senelerce süren hayallerimiz gerçekleşmişti. Biz de dünya evine girmiş, evlilik kervanına katılmıştık. Mutluyduk…
 
Eylül 2002
 
Ben bu arada işte çalışmaya devam ediyor, hem de AÖF İktisat Kamu Yönetimi okuyordum. Son sınıftaydım. Hafta sonları AÖF kursuna yazılmıştım. Bitirmem lazımdı okulu. Çünkü hayalimizde bebek vardı bu sefer. Bebek olunca okuyamazdım…
 
20 Ekim 2002
 
Sizlere domateslerimin doğum hikayesini ve geçirdiğimiz süreci anlatmıştım. Doktora giderken bile yolda kitap okuyordum. Her an her yerde elimden kitap düşmüyordu. Bitirmem gerekiyordu okulu, madem hamileydik, bebek değil bebeklerim olacaktı, bitirecektim bu okulu,  mezun olacaktım, başka yolu yoktu. Deli gibi çalışıyordum mezun olabilmek için. Gündüzleri bankanın getirdiği yoğun tempodan sonra akşamları eve gelip, evin işiyle uğraşıyordum. Ancak saat 22.00 de başlıyordum ders çalışmaya 24.00 e kadar… Sağolsun eşim bana ben ders çalışırken zihnim açılsın, uykum kaçsın diye çay yapıp getiriyordu. Bebeklerim ve ben… 3 kişi çalışıyorduk dersimizi… O yılların gözde dizileri Asmalı Konak ve Zerda’yı bile seyretmiyordum. Eşime sıkı sıkı tembihliyordum. İyice, pür dikkat seyretsin de sonra bana anlatsın diye. Bu arada Sıla kızımın adı Zerda dizisinden geliyor….
 
31 Mayıs-1 Haziran 2003
 
Final zamanı gelmiş, çatmış, ben iyice ağırlaşmıştım. Sınavlara girdiğim okullarda sıralara sığamıyordum artık. Sağolsun  arkadaşlar sıralarını biraz öne alıp, sığmamı sağlıyorlardı. Gözetmenler beni bir hayli yüklü, sallana sallana, bacaklarını ayıra ayıra, bir sağa bir sola yaylana yaylana geldiğimi gördüklerinde  karnıma bakarak “Hoşgeldiniz” derlerdi. Gözetmenlerin beni karşılama seremonisi bende bir anı olarak kalacak.
 
İçimdeki 2 melek bana yardım etmiş, sınavlarım iyi geçmişti. Artık mezun olacaktım. Ders mers yoktu artık. İyice dinlenecek ve doğuma kadar hiçbir şeye el sürmeyecektim…
 
02 Haziran 2002
 
Üniversite mezunu ikiz anne adayının ilk günü… Sırada bebeklerimi beklemek var…
 
09 Haziran 2003
 
Bekleyiş kısa sürdü. Tam bir hafta sonra doğum yaptım. Şimdi anne adayı değil, gerçek bir ikiz annesiydim.  Odam pembelerle dolu, pembelerle süslüydü.
Eeeee kolaymıydı ikiz kız annesi olmak?
 
Temmuz 2003

 
Doğumdan 1 ay sonra, ben doğum iznindeyken şef olduğum haberi geldi. Kızlarım 56 günlükken işe başladım. 1 yıl sonra uzman, 2 yıl sonra yönetmen yardımcısı oldum.
 
03 Ocak 2008
 
Yıllar geçti. Ben iş, ev, eş, çocuklar dörtgeninde dolandım durdum. Bir bu köşeye, bir o köşeye kondum. Hafta içi yoğun bir tempoda çalışıyor, mesailerimin ardı arkası kesilmiyor hiç.
Hele hele sene sonu olunca işten saat 18.00’de çıkmayı bile unutuyor insan…. Mesaiye kalmadığım hafta sonları ise ailemle geçiriyor, özlem gideriyorum. Temizlik mi dediniz? Nerdeeee???? Vileda kovasına elini sokup köpüklerle oynayan minik bir el mi dersin? Ütü fişini çekiştirip bana yardım etmeye çalışan küçük anne mi dersin? Toz beziyle sehpanın tozunu alıp, işi bitincede ağzını yüzünü gözünü silen küçük surat mı dersin?  Elektrik süpürgesine oturup, dıgıdık dıgıdık atçılık oynayan minik jokey mi dersin? Şarjlı el süpürgesini tutup, “illa ki ben süpürcem” diyen ve yerelere yatıp, yerleri de süpüren minik bir beden mi dersin??? Yok olmadı, olamadı… Ben çocuklarla yapamadım temizliğimi… Onlar uyuduklarında, geç vakit yapıyorum temizliğimi… Tabi gece ne kadar gürültüsüz bir temizlik oluyorsa artık… Ne demişler “Temizlik imandan gelir” İmandan da gidecek ama dur bakalım, ne zaman? Sağ olsun benim elim kolum kanadım bir yardımcım var temizliğe gelen. Adı Zeynep…. Her Çarşamba gelir, siler süpürür, ütümü yapar, bana fazla bir iş bırakmaz….
 
Hafta sonları evde değilsem bilin ki mesaideyimdir. Eeee o zaman da anneanneye, babaanneye dağılıyor  kuzular…
 
Peki ya hafta içi akşam mesailerinde ne yapıyorum biliyor musunuz? Yani şu anda olduğu gibi… Saat 00.30 ve ben  daha yatmadım. Yarın 06.30 da saatim çalacak… Bugün ve her sabah olduğu gibi… Çocuklar uyandırılacak, kreşe hazırlanacak, giydirilecek, servislere verilecek, eve dönülüp hazırlanılacak ve servis kaçmasın diye koşar adımlarla yetişmeye çalışılacak. Yoğun ve stresli bir tempoyla akşama kadar sandalye üstünde çalışılacak….
 
Gün bitti mi? Hayır. Saat:22.00’den sonra evde mesaideyim… Şimdi olduğu gibi… Mesailerim hiç bitmiyor ki????
 
09.00-21.00 çalışıp, yorgun argın geldim. Domateslerim uyumuşlardı, bekleyememişlerdi beni.  Küçük bedenleri uykuya yenik düşmüştü. Eşofmanlarımı giydim, mutfağı topladım, dağılan oyuncakları kaldırdım. Çamaşır makinesinde sabahtan kalan çamaşırları astım. Bulaşık makinesini çalıştırdım. Kızlarımın, benim ve eşimin yarınki giyeceklerini hazırladım. Sonra oturup masaya bu yazıları  yazmaya başladım. Birazdan bu yazıma son noktayı koyacağım ve yavru kuşlarımı uykudayken öperek , Allahım’a bir kez daha şükredeceğim onları bana verdiği için… Uzun uzun masum yüzlerine bakacağım… Bakıp da dinleneceğim… İzleyeceğim onları… Yorgunluğumu böylece atıyorum ben… Onlar benim gecemi aydınlatan ateş böceklerim. Onlar için varım, onlar için kazanıyorum. Onlar için çalışıyorum. Pamuk şekerim  SILA’m , Japon çiçeğim ASLI’m ve canımdan öte CAN’ım yoksa siz ATEŞ BÖCEĞİ MİSİNİZ?


Aysu Adalı 04/01/2008 Saat: 01.00

Hosting

Hakkında Ana Peri

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*