Pazar , 17 Aralık 2017
Hosting



web hosting

Efser Mumcu – Elma Şekerim ve Tarçınlı Kurabiyem

Daha doğum iznine çıkalı 2 hafta olmuştu, 36 haftalık hamileydim. Zar zor dayanmıştım, sırf doğum sonrası iznim fazla olsun bebişlerimle daha fazla zaman geçireyim diye kış kıyamet mevsiminde önü kapanmayan paltolarımla otobüslerde işe resmen yuvarlanarak gidiyordum. Ocak ayının ilk haftasındayız. günlerden cuma, 2 gün önce kar yağmıştı İstanbul’a, artık daha sık kontrole gidiyordum ve kontrol zamanım hafta içi zamana denk gelmişti. Eşim çalıştığı için ailemin büyük ısrarlarıyla Yalova’da oturan canım babam bana refakat etmek için gelmişti. Yerler 2 gün öncesinde yağan karın etkisiyle buz tutmuştu, evden erken saatte çıktık, taksi bulmakta epey zorlandık. Neyse ki sonunda buz gibi soğuk havanın etkisinden kurtulduğumuz taksiyle hastaneye doğru gidiyorduk.

Ben çok heyecanlıydım doktorum bu gidişim için artık sezeryan tarihine karar veririz demişti önceki kontrolümde. Bu nedenle içim kıpır kıpırdı, ama hiç de doğuma yaklaşmış gibi hissetmiyordum kendimi, doktorum bebeklerin gelişimlerini iyi bulduğu için 37. haftayı atlattığımız zaman endişelenecek bir şey kalmaz demişti. Her zaman ki gibi hastaneye girdim, ilk önce tansiyonuma bakıldı, daha sonra nst’ye bağlandım. Uzun bir bekleyişti, fakat hemşire ilk defa nst’nin sonucunu bana vermedi, elindeki sonuçla sen bekle ben şimdi geliyorum dedi. Aradan 5 dk geçti; “doktorunun yanına gidebilirsin, seni bekliyor” dedi. Babamla beraber doktorumun odasına girdim, her zamanki pozitif ifadesiyle doktorum önce nasıl olduğumu sordu, ben bir gün önce temizlik yaptığım için belimin ağrıdığı bilgisini verdim, hatta bir gece önce aramıştık kendisini, ilaç önermişti. O gece annem çok telaşlanmıştı gerçi, doğumun başlamasını belirtisi olabilir diye. Neyse ben belim ağrıyor dedim, biraz bekledikten sonra ağzından şu kelimler döküldü : Efser doğum başlamış dedi. Ben babama baktım donakalmıştım, gözlerim doldu içim burkuldu yanımda babamdan başka kimse yoktu. Çok telaşlandım “Ne yapacağız?” dedim. “Telaşlanma, ayrıntılı olarak bakacağım” dedi doktor, sedyede tekrar muayene etti. “Tamam şimdi rahat ol, şu anda 36. haftadayız ve doğumu ne kadar geciktirirsek o kadar iyi” dedi. Acile gittik hemen serum bağladılar ve doğumu geciktirmesi için ilaç takviyesine başladılar. Ben bu arada iki gözüm iki çeşme eşimi aradım, hemen yanıma gelmesini istedim. Sonra Yalova’daki ablamı ve annemi aradım ama telefonda hiç durmaksızın ağlıyordum. İyi ki babamla gitmiştim muayeneye, yine dik kafalılık edip kendi başıma gitmeyi planlıyordum çünkü. Hava şartlarından dolayı eşim biraz geç gelebildi yanıma, daha sonra annem ve ablam. Herkes beni sakinleştirmeye çalışıyordu… Neyse ki serum takviyesi bitti ve tekrar nst’ye bağlandım. Doktor dikkat etmem şartıyla hafta sonunu ilaç takviyesine devam ederek evde geçirebileceğimi söyledi. Bu arada annem benden gizli doktora girip birkaç şey sormuş ve doktor demiş ki “Pazartesi kontrole valizinizle gelin, büyük ihtimalle doğum gerçekleşecek” ama tabii ki de bebişler o zaman kadar beklerse… Ben panik olduğum için benim haricimde bu gerçeği herkes biliyormuş.

Toplaşıp eve gittik annemler hemen beni yatırdılar, başladılar evi temizlemeye, pardon kazımaya desek daha doğru olur. Kışın ortasından koltuklardan tutun camlarıma kadar temizlediler. Sağolsunlar bir yandan benimle ilgileniyolardı, bir yandan evle. Çamaşırlar yıkandı, ütüler yapıldı, her şey tamamdı. Babam acil bir durum olursa diye Yalova’ya arabasını almaya gitmişti, dönüşte pazar akşamı eniştem, annesi ve yeğenim Efe’yi de alıp geri geldi. Sürekli içimde bir kuşku ya erken doğarlarsa ya küveze girerlerse diye… Ev cümbür cemaat kalabalık, ben son olarak koca göbeğimin üstünde bir kase çekirdekle takılıyorum kameraya… Gece saat 01.00’e gelmek üzere, herkes yataklarına geçiyor yavaş yavaş… Ben de koca göbişimle tırmanıyorum yatağıma. Yanıma uzanan eşimden ellerimin içini kaşımasını rica ediyorum, o da sağolsun bir güzel kaşıyor.  Hamile kaldığımdan bu yana ışık açık olarak yattığım yatak odasının lambasını söndürmeyi öneriyor eşim, zorla kabul ettiriyor bana. Işık kapanıyor ve aradan 3 dk geçti geçmedi, bacaklarımın arasından ılık bir şeyler akmaya başladığını hissediyorum. Hemen eşime “ışığı aç suyum geliyor” diyorum, doğumun bebeklerin sağlığı açısından daha geç gerçekleşmesini isteyen eşim buna inanmayarak “yanlışın vardı” diye söylenerek ışığı açıyor. O ışığı açana kadar altımdaki ıslaklığın gitgide arttığını hissediyorum ve yatağı su içinde görüyorum. Ardından en kuvvetli ses tonuyla “anneeeeeee” diye seslenmeye başlıyorum. Annem panik halinde yanıma geliyor ve beni o halde  görüyor, ablam herkes koşturuyor, sakinleştirme sözcükleri ben ağlamaya başlıyorum, korkuyorum ve doğumdan vazgeçmek istiyorum. Ablam, annem eşime doktoru araması için sürekli uyarıda bulunuyorlar, ama eşim gündelik sabah kalkış hareket edasında donmuş bir şekilde hareket ediyor sonunda doktoru arıyoruz, “hemen hastaneye gelin” diyor, “ben de yola çıkıyorum” diyor.

Evet bu sefer doğum gerçekten başladı. Daha arabaya binmeden kanamamın başladığını fark ediyoruz. Biraz sancılarım başlıyor, sürekli kasılıyorum. Hani hep derler ya, bazen öyle bir an gelir ki herkes yanınızdadır, ama siz yapayalnız hissedersiniz işte o anı yaşadım. Acımla, korkumla, endişelerimle yapayalnızdım. Çünkü yanımdaki insanların hepsi ben ameliyata girerken yanımda olamayacaklardı, bana bir şey olma ihtimaline karşı bir şey yapamazlardı. Canım sadece Allah’a emanetti. Babam gece olmasından kaynaklı yolların boş olmasından istifade ederek hemen hastaneye ulaştırdı beni. Hemen nst’ye bağladılar, bu arada o kadar çok kanamam vardı ki, beni hangi yatağa yatırsalar, her yer batıveriyordu. Annem sürekli beni seviyordu başucumda, “korkacak bir şey yok” diye teselli ediyordu, ablam espriler yapıyordu, eşim hastane işlemleriyle uğraşıyordu. Sonra çok kanamam olduğu için lavman yapamadılar, doktorum gelmişti, “ben ameliyathaneye giriyorum, orada seni bekleyeceğim, herşey çok iyi geçecek” diyerek yanımdan ayrılıyor. Aylardır her şeyden korumaya çalıştığım koca göbeğime aldırmadan kaba bir şekilde sedyeye yatırıveriyolar. Ameliyat önlüğü giyilmiş, her şeye hazırım. Odadan ameliyathaneye doğru sedyeyi iterlerken tüm ailemi, canım eşimi görüyorum. Artık yalnızlığa doğru adım adım ilerlediğimi gerçekten anlıyorum. Kendimle ve kaderin bana verecekleriyle baş başa kalmaya doğru hızla götürüyorlar beni. Ve işte ameliyathanedeyiz, her şeyden çok korktuğum anestezi uzmanı başımda ben son olarak tekrar söylüyorum “çekirdek yemiştim bir şey olmaz değil mi?” diye soruyorum. “Yok merak etme” diyor. Doktorumu soruyorum “Geldi mi? O gelmeden uyutmayın” diyorum, işte orada diye işaret ettikleri yerde maskeli 3 kişi bakıyorum, tanıyamıyorum. Herhalde yalan söylemezler diye düşüyorum. Bu arada son kez ameliyathane masasına yatırırken karnımı öyle bir çarptırıyolar ki, her şeye tepki gösteren benim çıtım çıkmıyor neden? Ya bana uyurken kötü davranırlarsa diye… Şimdi çok komik geliyor ama yaşamayan anlayamaz. Sonra anestezi uzmanı “şimdi uyuyacaksın, geriye doğru saymaya başla” diyor, bu arada son kez “ben çekirdek yedim” diyecek oluyorum dilim dolanıyor ve gerisini hatırlamıyorum…

Sesler geliyor kulağıma, gürültüler, ismimi söyleyen sesler… Bebeklerimin sesini duymuyorum “Neredeler? Yoksa küvezde mi?” Sürekli aynı soru, gözümü açamıyorum anne, Gökhan, abla bebeklerim nerdeee? Cevap “hayır, buradalar çok iyiler, çok güzel 2 kızın oldu”. Gözümü tamamen açana kadar inanmıyorum ve gözüm açılır açılmaz cennetin eşsiz iki güzel çiçeğiyle tanışıyorum, şükürler olsun çok sağlıklılar yanıbaşımdalar. Ben ne kadar şanslı bir anneyim, teşekkürler  Allah’ım..

Hosting

About Ana Peri

Check Also

Benim Hikayem

Benim Hikayem Nereden başlamalı? Evlendikten 1,5 yıl sonra bebek sahibi olmaya karar verdik. Karar verdik …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir