aloevera uyelik
Cumartesi , 23 Eylül 2017
Hosting



Son Haberler
web hosting

Domuz Gribi Aşısı Hakkında Merak Ettikleriniz

Domuz Gribi Aşısı Hakkında Merak Ettikleriniz


Son aylarda hepimizin kafasını kurcalayan domuz gribi aşısı hakkında merak edilenleri, İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Enfeksiyon ve Klinik İmmünoloji Bilim Dalı uzmanlarından  Prof. Dr. Nuran Salman’a sorduk.



ikizanneleriyiz.biz : Domuz gribi aşısı ile ilgili insanlar çok tereddüt içinde gerçekten, olalım mı olmayalım mı diye düşünüyorlar. Bu tedirginliği yaratan virüsün kendisi mi yoksa adjuvan mı? Bu aşıya karşı olanlar neyi öne sürüyorlar?


Prof. Dr. Nuran Salman : Virüsün kendisine karşı olduklarını düşünmüyorum, çünkü daha evvel de grip aşıları virüsten üretilen aşılardı. Bir çok virüs aşısı var. Adjuvanlar için karşı olunuyor. Bu konu biraz yanlış nakledildi bence. Bugün bir çok kullanılmakta olan aşının içinde zaten adjuvanlar var. Nedense bu konu bugün gündeme geldi. Çünkü domuz gribi aşısında biraz daha kuvvetli adjuvanlar var açıkçası. Onun da nedeni şu : Bir anda bir aşı üretmeye çalıştığınızda, o virüsü yumurtada üretiyorsunuz. Şu andaki tekniklerle genellikle yumurtada üretiliyor. Bu da zaman alıyor yani çok hızlı bir teknik değil. Onun için çok fazla virüs üretemiyorsunuz. Az üretince de kuvvetli bir adjuvan eklenirse, az miktardaki virüsle bile çok daha iyi bir etki yapabiliyorsunuz. Bir örnek verirsem; adjuvansız aşıda hemen hemen 15 micro gram gibi virüse ihtiyaç varken, adjuvanlı aşıda ise 3.5 micro gram virüs var. Aradaki farka bakın.


ikizanneleriyiz.biz : Gelecek yıl adjuvansız olabilir o zaman bu aşılar, yeterli virüs üretilirse?


Prof. Dr. Nuran Salman : Tabi olabilir, bakın Amerika’da adjuvansız aşı hızlı üretilemiyor ve bu nedenle genel aşılama programının çok gerisinde kalındı. Hatta bu bile şikayet konusu oldu.


Adjuvanlara gelince, bu adjuvanlar çok da denenmemiş adjuvanlar değil. Sıklıkla her sene kullandığımız mevsimsel grip aşısında yok, doğru. Ama nerede denenmiş, mesela şu anda bize ilk gelen aşı Novartis’in aşısı oldu. Bu aşıdaki adjuvan daha önce kullanılmış ve 40 milyon doz yapılmıştı. 2. gelen aşı Glaxo’nun, onun adjuvanını da daha evvel Glaxo kuş gribi için bir aşı hazırlamış ve orada kullanmıştı. Daha kısıtlı bir tecrübe var ama sonuçta bir tecrübe var, orada da kullanıldı.


Daha önce dediğim gibi bu adjuvanlarla çok az miktarda virüsle bile çok iyi sonuçlar alınabiliyor.


İşin benim için en ilginç tarafı da şu oldu : Grip aşılarının en büyük sıkıntısı küçük çocuklarda yeterli derecede antikorları uyarmamasıdır. Yani büyükte biraz daha işe yarıyordu ama yaş ne kadar küçükse etkisi o kadar daha az oluyordu, daha az antikorları uyarıyordu. O nedenle 2 doz yapmak gerekiyordu.
Halbuki bu yeni adjuvanlarla gelen ilk sonuçlar çok çok iyi çıktı. Mesela Glaxo’nunkini biliyorum, İspanya’da bebeklerde yaptı, İlk sonuçlar tahminimizin ötesinde çok yüksek antikor düzeyi oluşturdu. Hatta o aşılarda, aslında Dünya Sağlık Örgütü dediği için 2 doz yapıyoruz çocuklara, belki tek doz bile yeterli olabilir, tartışmak gerekir. Çünkü eski grip aşıları ile karşılaştırıldığında daha fazla immunojen.


Bu adjuvanların yan etkileri tartışması ile ilgili olarak da; domuz gribi aşısında kullanılan adjuvan, squalen adında bir yağ . Köpekbalığı yağı. Aslında bu yağ denen şeyi kendi vücudumuz da yapıyor. Karaciğerimizde de üretilen bir madde. 2. si bu madde zaten başka diğer kullandığımız ürünlerin içinde de varmış. Mesela kozmetikte kullanılıyor. Yani zaten aslında kullanıyoruz. Bu yağdan elde edilmiş maddenin özel bir kanserojen etkisi saptanmamış. Bu söylentileri ortaya çıkartan tek konu Körfez Savaşı sonrasında yaşanan bir problem. Körfez Savaşı sırasında Amerikan askerlerine normalde uygulanmayan antrax aşısı yapılmış. Yani şarbon aşısı. Şarbon hastalığı Amerika’da olmadığı ama Irak’ta olduğu için askerlerin aşılanması ihtiyacı doğmuş. Aşının süratle hazırlanması gerektiği için de squalen maddesi ile beraber hazırlanmış. Bu aşıyı olan askerlerde epey yüksek oranlarda nörolojik bulgular görülmüş. Ama bu problemlerin direk squalen’e bağlı olduğu hiç bir zaman ispatlanmamış. Mahkemelerde de bu yönde bir sonuç ortaya çıkmamış. Çünkü aslında bu askerlerin bulunduğu ortam savaş ortamı olduğu için, yoğun kimyasallara da maruz kalmışlar. Daha da önemlisi savaş alanında uranyum kullanılmış ve bu uranyum da nörotoksikmiş.


Savaş sahalarında nörolojik sistemi bozacak o denli fazla kimyasal var ki “budur” demek zaten çok zor. Ama kullanılan squalen’in bir hastalık yarattığı ile ilgili bir bulgu hiç yok.


Onun için Dünya Sağlık Örgütü Sitesi’ne de bakarsanız, bu olayları anlatıyor ama kullanılmasına karşıt hiç bir bilgi vermiyor. Zaten böyle ispatlanmış bir konu olsa aşı firmaları da bu davalarla uğraşmak istemez, çok büyük problemdir onlar için, hem firmanın güvenilirliğini zedeler hem de büyük tazminatlar söz konusu olur. Kimse de böyle bir şeyi piyasaya sürmek istemez.


ikizanneleriyiz.biz : Benim çocuklarım 10 yaşında mesela ve bu yaşa dek bir çok aşı oldular, onların içinde de adjuvanlar vardı değil mi?


Prof. Dr. Nuran Salman : Tabi hepsinde var. O kadar çok aşının içinde adjuvan kullanılıyor ki…


ikizanneleriyiz.biz : Squalen de kullanılıyor mu peki?


Prof. Dr. Nuran Salman : Hayır, squalen kullanılmıyordu. Ama mesela bir yerlerde alüminyumun zararlarından bahsediliyordu, o zaten bir çok aşının içinde yoğun olarak kullanılıyor. Çünkü azaltılmış mikrop olduğu için, aşıların tek başına etkisi tam olmuyor. Adjuvan konmazsa bu sefer de koruyucu olmayacak ve hastalık ortaya çıkacak.


Seneye belki adjuvansız olur veya grip aşısının içindeki adjuvanlar kullanılabilir. Onu bilmiyoruz şimdilik.


ikizanneleriyiz.biz : Peki medyada “aşı oldu öldü gibi” bir takım haberler ortaya çıkıyor, ne dersiniz?


Prof. Dr. Nuran Salman : Sağlık Bakanlığı’ndan gelen böyle bir bilgi yok. Tüm aşıların yan etkisi tabi ki vardır, ama çok ölümcül etkili yan aşı piyasada olamaz zaten. Kaldı ki her zaman deriz ki hastalığın yaptığı yan etki, o aşının yan etkisinden 100 kat veya daha fazlaysa o zaman tabi ki hastalıktan korunma önemli. Biz de tabi ki şimdi hastalığın etkilerini hastane olarak görüyoruz. Mesela aşıdan dolayı nörolojik bulgular deniliyor, ama bizim hastanenin takip ettiği böyle bir vaka bile yok, ancak 3 tane hastalığa bağlı var. Hastalığa bağlı görmeye başladık artık. Yani ne kadar çok olursa o kadar çok göreceğiz bu hastalığı. Özellikle yine hastanede gördüğümüz risk gruplarında daha fazla olmak üzere kolaylıkla akciğeri etkiliyor. Yani normal bizim alıştığımız grip virüsünden farklı olarak, daha fazla solunum yolları ve akciğerde etkili oluyor ve harabiyet yapıyor.


ikizanneleriyiz.biz : “Hasta olduk, grip geçirdik ama domuz gribi olduğu doğrulanmadı (test yapılmadı) diyor” üyelerimiz. “Biz de bu aşıyı olacak mıyız?” diye sorarlar.


Prof. Dr. Nuran Salman : Hastanelerde artık zaten rutin test yapılmıyor. Ancak yatan hastada yapıyoruz. Kesin bu hastalığı geçirdiğinden emin olmayan kişilerin de aşıyı olmasında yarar var. Bazıları hakikaten de geçirmiş olabilir ve tabi ki geçiren insan korunur ama elimizde geçirdikten sonra geçirmiş olduğunu doğrulayan bir tahlil yok henüz, mesela hepatitte var bu tip tahliller, dolayısı ile geriye dönük bunu anlayamayız. Onun için kesin kanıtlanmamışsa aşılanması önerilir.


ikizanneleriyiz.biz : Avrupa’daki aşılanma yüzdesi nasıl peki?


Prof. Dr. Nuran Salman : Aşılanma yüzdeleri şöyle :  Kanada %77 ABD %26 İsviçre %34 İsveç  %44 ispanya %4 Fransa %5. Türkiye’de %2.3. Görüldüğü gibi duyguları ile hareket eden ülkelerde düşük kalıyor.


Kitle sağlığı aşısından, kitle aşılamada hedef toplumun %30’unu aşılamaktır. %30’u aşılanırsa zaten salgın durur ve amaçlanan budur.



ikizanneleriyiz.biz : Aşılamadan sonra risk bitiyor mu?


Prof. Dr. Nuran Salman : Bu aşı çok immunojen olduğu için %98 koruyor. Eğer aşılandıysanız domuz gribi geçirmezsiniz, orası kesin.


ikizanneleriyiz.biz : Kullanılan adjuvanın zararlı bir etkisi olup olmadığı ne kadar zaman sonra çıkabilir?


Prof. Dr. Nuran Salman : Yıllar geçmesi gerekli. Sadece adjuvan değil herhangi bir ilacın bile, tam yan etkilerini gözlemek için yıllar geçmiş olması gerekli.


ikizanneleriyiz.biz : Prematüreler, akranlarını yakalamış olsunlar – olmasınlar, bu aşıyı yaptırmalılar mı?


Prof. Dr. Nuran Salman : Prematürelerin aşılanmasında, bazı aşılar hariç, normal aşılama prosedürü uygulanır. Prematüre özel bir risk grubu değil bu hastalık için. Ama prematüre olup da ona bağlı bir takım alt sorunları varsa, akciğer sorunu gibi , ilave problemleri varsa tabi ki risk grubuna girer. Bizim hastanede yatanlarda da gördüğümüz, belirli risk grupları var. Şu anda en ağır ve ölümcül geçirenler, altta nörolojik problemi olan çocuklar, genellikle de zeka özürlü veya mesela serebral palsi dediğimiz felçli çocuklar. Bunların zaten solunum kasları iyi çalışmadığı için çok ağır geçiriyorlar. Çok ağır zatürreler geçiriyorlar. Buna bağlı ölümler de olabiliyor. Gerçekten bunlarda çok büyük problem. 2. kötü geçirenler de astımlı çocuklar, çok risk altındalar. Astımlı olursa daha fazla hastaneye yatmayı gerektiriyor. 3. sırada metabolik hastalıklar geliyor.


Mesela bağışıklık sistemi baskılanmış çocuklar –ya doğuştan olur veya kanserli çocuktur- risk grubu diye söylüyoruz, ama hastaneye yatan çok az. Bu bir sürpriz.


Bizim asistanlarımızdan 7 tanesi domuz gribine yakalandı. Bir tanesi hastaneye yattı, astımı var ve aşırı kilolu. Tipik risk grubu. Bir öğretim üyemiz ağır geçirdi, hakikaten çok zor iyileşti. Çok sigara içen bir kişi. Erişkinde de riskler farklı.


ikizanneleriyiz.biz : Sonuç olarak siz tavsiye ediyor musunuz aşılanmayı?


Prof. Dr. Nuran Salman : Evet ediyoruz, Çocuk Enfeksiyon Derneği olarak da, ben İstanbul Şubesi Başkanı’yım aynı zamanda, hepimiz zaten öneriyoruz. Bir hastalığın aşısı varsa mutlaka yapılmalı diyoruz.


Bakın mesela Meksika, Arjantin vs çok ölen oldu. Onun sebebi de o sırada aşı da yoktu. Biz şanslıyız bu bakımdan, hem bize geç geldi hastalık, hem de aşılanma iyi olursa salgın durma şansı var.


ikizanneleriyiz.biz : Şimdi 2. dalga bekleniyor, soğuğu daha çok seviyor deniyor, doğru mu?


Prof. Dr. Nuran Salman : Örgütler bunu eski salgınlara dayanarak söylüyor. Genellikle tek dalgalı pek yok . 2. dalganın aynı şiddette olacağı da garanti değil. Hafif de olabilir , daha şiddetli de. Kesin söyleyebileceğimiz 1. dalganın bittiği, çünkü biz hastanede hasta müracaat sayılarını ve hastaları bildiğimiz ve günü gününe hep takip ettiğimiz için bunu görebiliyoruz.


2. dalga ne zaman ve nasıl gelir, sadece tahminler var, tek bildiğimiz genellikle Mart’tan sonra çok fazla grip aktivitesi olmadığı. Aralık ayında mevsimsel grip de başlıyor tabi. Çok ilginç bir şey oldu. iki tane çocuğumuz,  biri 3 aylık bebek, yoğun bakımlık oldu,. Tanısına laboratuvarda bakıldığında ikisinin de mevsimsel grip olduğu ortaya çıktı ve çok ağır akciğer sorunları oldu. Demek başka senelerde olsa buna bakmayacaktık ve yapanın mevsimsel grip olduğunu bile anlamayacaktık. Bu da gösteriyor ki mevsimsel grip de ufak bebeklerde ve yaşlılarda kötü geçirilebiliyor.


ikizanneleriyiz.biz : Her iki gribi birden almak en kötüsü olurdu herhalde?


Prof. Dr. Nuran Salman : Domuz gribi geçiren çocuklar, çok ağır geçirmemiş bile olsalar, bir ay kadar bir süre diğer enfeksiyonlara kolay yakalanıyorlar. Biz hastaneden yatanların kan tahlillerine baktığımızda savunma sistemi elemanlarının sayıca azaldığını görüyoruz. Yani domuz gribi virüsü bir ay kadar sizi bir sarsıyor, savunma sistemini hafif bozuyor. En büyük sıkıntı da kış olduğu için çok fazla solunum sistemi virüsü var. Bakteriler çok aktif vaziyette. Onun için bir bakıyoruz, domuz gribi geçirmiş, 10 gün sonra başka bir şikayetle gelmiş. Yeniden ateşi yükselmiş.


ikizanneleriyiz.biz : Yani domuz gribi geçirdikten sonra da rahatlamayacağız, hijyen, beslenme, korunma vs konulara önem vereceğiz?


Prof. Dr. Nuran Salman : Tabi. 2. bir enfeksiyona daha kolay yakalanılabileceği anlamına geliyor.


ikizanneleriyiz.biz : Verdiğiniz bilgiler ve ayırdığınız zaman için çok teşekkür ederiz.  


Prof. Dr. Nuran Salman’ın Özgeçmişi :


Ortaöğrenimini Arnavutköy Amerikan Kız Koleji, yüksek öğrenimini İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, uzmanlığını Hacettepe Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı Enstitüsü’nde tamamlayan Prof. Dr. Nuran Salman 1984 yılında Doçent, 1992 yılında Profesör ünvanını almıştır.


1981-2000 yılları arasında İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon, Klinik İmmünoloji ve Alerji Bilim Dalı’nda görev yapmıştır. 1987 yılından beri Çocuk Sağlığı Enstitüsü’nde İnfeksiyon ve Klinik Mikrobiyoloji Bilim Dalı başkanlığını yürütmektedir.


Antibiyotik ve Kemoterapi (ANKEM) derneği kurucu üyesi ve halen yönetim kurulu üyesidir. Allerji ve Klinik İmmünoloji ve Çocuk İnfeksiyon derneklerinde aktif üyedir.


1986-1987 yılında ABD’inde U.C.L.A. Üniversitesi’nde 1 yıl süre ile Allerji ve Klinik İmmünoloji Bilim Dalı’nda görevlendirilmiştir.


Çocuk Enfeksiyon ve Çocuk Allerji yan dalları almış olan Prof. Dr. Nuran Salman halen İstanbul Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’nda Enfeksiyon ve Klinik İmmünoloji Bilim Dalı’nda çalışmaktadır.


Evli (Prof. Dr. Tansu Salman) ve 1 çocukludur.


 


UYARI! Bu röportajın bütün hakları www.ikizanneleriyiz.biz’e aittir. İzinsiz ve kaynak gösterilmeksizin tamamının ya da bir kısmının kopyalanması, içeriğinden alıntı yapılması yasaktır. Yasal işlemler için Yasal Uyarı’yı tıklayınız.

Hosting

Hakkında Ana Peri

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*