aloevera uyelik
Cumartesi , 23 Eylül 2017
Hosting



Son Haberler
web hosting

Seyretmek, ıskalamak ya da yaşamak

“Hayatı yaşamanın iki yolu var. Biri hiçbir şey mucize değilmiş gibi yaşamak… Diğeri herşey mucizeymiş gibi yaşamak.” demiş,  Albert Einstein. Ben bu sözü “hayatı seyrederek yaşamak da mümkün, ama siz dokunarak, duyarak yaşayın” diye anlıyorum. Iskalayanların durumu daha da vahim tabii. Seyreden hiç olmazsa farkındadır ve hayrandır ama cesareti yoktur yeterince, suya girmeye. Ama ıslanmadan yüzmek de mümkün değil. Reklam güzel yakalamış gerçeği : “kirlenmek güzeldir”.

 

Güzel sözler, sözü söyleyenin kişiliğine uyduğu zaman esas anlamına kavuşuyor. Einstein, klâsik bilim adamı tipine uymaz- ki bunu zaten fotoğrafçılarla alay eden, dili dışarda fotoğrafı kanıtlar- ama yaşamının dolu dolu olduğu, yalnızca matematik ve fizik formüllerine hapsolmadığı çok bilinmez. Beni çok etkileyen bir anekdot vardır Einstein’la ilgili. Ünlü bilgini bir partiye davet ederler. Kalabalık… Çalınan klâsik müzik eşliğinde herkes eğlenmektedir. O kalabalık içinde gözü birine ilişir, yalnız başına oturan bir genç kıza. Kız oturmakta ve somurtmaktadır. Yanına yaklaşır, kızın klâsik müziği sevmediğini çünkü tanımamış olduğunu öğrenir. Koluna girer, evin üst katında boş bir odada sırayla klasik müzik parçalarını dinletmeye başlar, hikâyelerinin eşliğinde. Kız ikinci-üçüncü eserden sonra gülümsemeye başlar. İşte ünlü bilgin-aslında yaşam bilgesi- bir mucize yaratmıştır; Yaşama dokundurmuştur ıskalayan birini…

 

“Hayatımı yaşamak istiyorum” sözü ne güzel sözdür. Tabii, yaşa da seni kim engelliyor? Cevap tektir : kendin. Bunun dışında bulunacak her sorumlu yalnızca bahanedir. Bahaneler de kimseyi kandırmaz, kendimizi bile. Yaşamın mecburiyetleri mi? Tabii ki vardır ve de yaşamın parçasıdır. Ama onların bizi yönetmeye başladığı noktadır sürüklenme noktası. Oraya kadar biz yaşarız, sonrasında sürükleniriz ve de seyrederiz. Bu zorlukları gözünde büyütüp hiç girmemek te var işin içine. Meselâ; her birimizin en az ikişer çocuk sahibi olduğu bu Dünya’da çocuk keyfini ıskalamak ta mümkün. Biz yaşamayı tercih edenlerdeniz.

 

“Duyarlı”, “ince” sözcüklerini çok severim. Yerine tam oturmuş sözcüklerdir, yani, kavramlarını kavramış… Duyarlı, duymak kökünden gelir. Yani, detayların farkında olmak, alabileceği zevkleri ıskalamamak. Bir dolu insan, ormanın içinde yürürken etrafına bakına bakına, O gider bir çiçeği inceler, detaylarıyla; ağacın kokusunu içine çeker öbürlerinden ayırarak; “ince”dir detaylara girebilecek kadar…Kar yağdığında, bunu bir mucize olarak görür, bir engel değil…

 

Sözlerimi, kendini terkeden aşıkına inat, hayatı ıskalamayacağını duyuran Nazım Usta’nın şiirinin son bölümüyle bitiriyorum.

 

hayatı ıskalama lüksün yok senin
……..

epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor.

Kitap okurken de mutlu oluyorsun unuttun mu?

kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip

yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana.

yine içeceksin rakını balığın yanında.

üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası….

sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun
aslolan yürektir. yürek sesi ne bilmeyenler, ya da
bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın
sürece o yürek var olacak seninle birlikte. sen yeter
ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu.
elbet bitecek güneşe hasret günler. ve o zaman
kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil,
güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini…

      

Sevgiyle ve farkındalıkla kalın,

Erdoğan Okay

Hosting

Hakkında Erdoğan'dan

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*