aloevera uyelik
Pazar , 22 Ekim 2017
Hosting



Son Haberler
web hosting

Mecburiyetler ve özgür seçimler

Yaşamı bir-iki sözcükle özetlemek gerekse ne denebilir? Yaşam, “mecburiyetler ve özgür seçimlerden oluşur” desek yanlış mı olur?

 

Kastettiğim seçimlerin, gündemdeki seçimlerle hiç ilgisinin olmadığını belirteyim. Gerçi “mecburiyetler”le birlikte değerlendirildiğinde yanlış anlama olasılığını epey artırmış oldum ve de gündemdeki seçimler ve politik bütün seçimler aslında bütünüyle ve bütün ciddi görünümüne karşın, yaşamdaki “küçücük ve hiç de ciddi ve de önemli bulunmayan” seçimlerimizin yanında aslında son derecede samimiyetsiz ve önemsizdir.  İlave olarak bireysel yaşamımıza etkisi katkısı konusunda son derecede etkisizdir. (yanlış anlaşılmasın seçimler yaşamımıza etkisizdir demiyorum seçimleri bizim yapıyor görünmemiz etkisizdir) Meşhur güzellik yarışması örneğindeki gibi, Ülkenin en iyisini değil, katılmasına izin verilenlerin en iyisini seçer, “vatandaş” olma hakkımızı vakur bir ifade ile kullanırız. Oy sandığı başındaki insanlar, kendi belirlemedikleri (ve de hiç tanımadıkları) adaylara oy verirken, Dünya’yı Kurtaran Adam pozundadır. Eh 4-5 yıldır fikri sorulmayan vatandaşın günüdür o gün. Şu, adayların samimiyetsiz gülücüklerine bir bakın, Amerikanvari 32 dişini birden gösteren maskelerine. Bir de seçimden hemen sonraki hallerine. İster seçilsin ister seçilmesin, maskeye artık ihtiyacı kalmamıştır. Neyse bu sevimsiz konuyu, İngiliz Politikacısı W. Churchill’in çok sevdiğim bir sözü ile bitiriyorum. (Zaten gereğinden fazla yer işgal etmişti, yaşamın ve yaşam yazımın göbeğinde yer alarak, ama, itiraf etmek gerek, politikanın kendisi değil ama felsefesi oldukça keyifli)

 

“Halk demokrasilerde mutlaka doğruyu bulur, ama bütün yanlışları denedikten sonra!”

 

Gelelim konumuza.

Önce, hangisinden başlamalı, mecburiyetlerden mi, yoksa özgür seçimlerden mi? Bu da soru mu, tabii ki mecburiyetlerden! “Mecburiyetler” adı üstünde mecburi (Öztürkçeciyimdir ama “zorunluluk” aynı tadı vermedi nedense, diğer taraftan “hür seçimler” de çok politika kokuyor).

 

Mecburiyetler, insanın ömür törpüsüdür, özgür seçimlerse yaşamın tadıdır. Lafa doğrudan girip en son söyleneceği en başta söyledim belki ama bu söze itirazı olan insan varsa da ben tanışmadım. “Aman ne güzel bu işi yapmaya mecburum” diye bir cümle kurulamaz. Kurulur da, belki sadece, kırk katır-kırt satır seçeneğinde seçim yapmamış olmak için.  Ama, özgür seçimlerimiz öyle mi? Önce mecburiyetlerimizi hızlıca bitirip sonra işin zevkli kısmına geliriz, fırsat ve zaman kalırsa, özgür seçimlerimize… Mecburiyetler sürelidir, bitirmek için zamanla yarışılır, bitirmenin ödülü falan da yoktur, zaten görevdir. Özgür seçimler için zaman sorunu yoktur ve de zaten yapmak için can atarız.

 

Hepinizin, dışınızdan “peki sorumluluklar ne olacak” derken, içinizden bana hak verdiğinize eminim. Ama bu da sorunlarımızı çözmüyor, çünkü yaşamın hemen tamamı mecburiyetlerdir, özgür seçimler ise ancak yemeğin üstündeki tadımlık sos kadardır. Galiba, yaşamın eksenini mecburiyetler ve özgür seçimler şeklinde oturtmak yerine mutluluk olarak belirlemeli. Yani soruyu doğru sormalı: Hayatı mutlu mu yaşamalı yoksa mutsuzca tüketmeli mi?  Soruyu böyle sorunca cevap ne kadar kolay: yaşamın her anını çöldeki su gibi içmeliyiz. Bitsin diye çabaladığımız mecburiyetlerin hayatımızı da hızla tükettiğini kavramalıyız. (öyle olduğunu biliriz de bu gerçeği içselleştiremeyiz nedense, böylece de, eskilerin deyimiyle “kaçmaktan kovalamaya zaman bulamaz” hale ve herşeyi “mecburen” yapar duruma düşeriz.)

 

Sözü, Nazım Usta’nın ünlü sorusuna ve Abidin Dino’nun resimle değil şiirle yanıtına veriyorum.

 

Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?
İşin kolayına kaçmadan ama
gül yanaklı bebesini emziren melek yüzlü anneciğin resmini değil
ne de ak örtüde elmaların
ne de akvaryumda su kabarcıklarının arasında dolaşan kırmızı balığınkini
Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?
1961 yazı ortalarındaki Küba’nın resmini yapabilir misin?
Çok şükür çok şükür bugünü de gördüm
ölsem gam yemem gayrının resmini yapabilir misin üstat?

(N. Hikmet)

 

 

Kokusu buram buram tüten
Limanda simit satan çocuklar
Martıların telaşı bambaşka
İşçiler gözler yolunu.
İnebilseydin o vapurdan
Ayağında Varna’nın tozu
Yüreğinde ince bir sızı.
Mavi gözlerinde yanıp tutuşan
Hasretle kucaklayabilseydim
Seni, bir daha.
Davullar çalsa, zurnalar söyleseydi
Bağrımıza bassaydık seni Nazım,
Yapardım mutluluğun resmini
Başında delikanlı şapkan,
Kolların sıvalı, kavgaya hazır
Bahriyeli adımlarla düşüp yola
Gidebilseydik meserret kahvesine,
İlk karşılaştığımız yere
Ve bir acı kahvemi içseydin.
Anlatsaydık
O günlerden, geçmişten, gelecekten,
Ne günler biterdi,
Ne geceler…
Dinerdi tüm acılar seninle
Bir düş olurdu ayrılığımız,
Anılarda kalan.
Ve dolaşsaydık Türkiye’yi
Bir baştan bir başa.
Yattığımız yerler müze olmuş,
Sürgün şehirler cennet.

İşte o zaman Nazım,
Yapardım mutluluğun resmini
Buna da ne tual yeterdi;
Ne boya…
(Abidin Dino)

 

 

Sevgiyle,

Erdoğan Okay

 

Hosting

Hakkında Erdoğan'dan

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*