aloevera uyelik
Perşembe , 27 Temmuz 2017
Hosting



Son Haberler
web hosting

Evlilik

Bir söz ettim “evlilikle ilgili yazacağım” diye, arkasını toplayamadım. Aranın uzaması bundan. Hani iki laf etmek zor değil de, konu netameli. Eh, nereye uzansa lafın zülfiyare dokunma riski var. Neyse başlayalım, bakalım söz nereye doğru akar…

Evliliğe ilk adımı attıran şeyin, karşılıklı bir elektriklenme olduğu söylenir hep. Bu “elektrik” saptaması muhteşem bir sezgisel yaklaşımdır. Bu etki, aynı elektrik gibi –küçücük bir miktarı dışında- depolanamaz, sürekli akması, doldurulması gerekir.

 

Şu sevgi konusuna eğilmeli önce!

Eric Fromm’un sevginin kökeni konusundaki saptaması bence çok önemli :

 

“…insan zekayla ödüllendirilmiştir. O kendi kendini bilen bir yaşamdır; kendisinin, diğer insanların, geçmişinin ve gelecekte onu bekleyen olasılıkların farkındadır. Bu farkındalık insanın yaşamını bir hapishaneye çevirir. Buradan çıkışın yolu bir insanla ya da bir düşünceyle bütünleşmesidir” ve ekliyor “insanın duyduğu ana gereksinim olan başkasıyla kaynaşıp kendi yalnızlığının tutsaklığından kurtulma isteği sevgiyi doğurur…”

 

Yalnızca sevginin gücü yeter mi bizi bir ömür boyu karşı cinsle birlikte yaşama yönlendirmeye, ya da, sevgi midir yaşamın itici gücü ? Sevgi de bir sonuç gibi görünüyor kendi başına, oysa biz nedeni arıyoruz. Temel neden,

 

“mutluluk arayışı, beklentisi”

 

olmasın sakın? Zaten denmemişmidir ki (denmediyse ben demiş olayım),

 

“Yaşamın amacını boşuna aradılar binlerce yıldır, O, sürecin kendisiydi aslında…”

 

Bir de bakarız, yıllar geçmiş ve biz yanıbaşımızdaki mutluluğu ıskalamışız, aslında varolmayan bir hedefin izindeyken…

 

İnsanın temelde iki sorunu vardır: Yalnız kalmak ve yalnız kalamamak

Bu iki uç arasında gider geliriz, tıpkı bir sarkaç gibi…

Hem ilgi sevgi isteriz, hem de bunlar, istediğimiz zaman ve istediğimiz kadar bizim olsun isteriz. Konumuz evlilikse insanın bu temel çelişkisini de aklın bir köşesine yazmak gerek.

 

Hani bazı laflar vardır, bir yerlerden mi okumuşsun duymuşsun yoksa sen mi söylemişsin bilemezsin, işte benim için böyle bir sözdür:

 

“insan son tahlilde yalnızdır”

 

Ama eklemek gerek ki, “bunun bilincinde olmalı, sindirmeli ve onu aşmalı”. Yalnızlığına ilâve, iki kişilik yalnızlığı da paylaşmalı sevdiğiyle mesela…

 

Bir de tabii cinsel aşk var, erkekle kadını aynılaştırarak, günden güne yitirdiğimiz cinsel kutuplaşmayla birlikte, ortadan sessizce kayboluvermeye yüz tutan…

 

Eşitliği de yanlış anladık galiba… Farklılıkları zenginlik diye kabul etmek varken, bunları törpüleyerek yaşamı vasata indirgedik. Gel de şimdi Kant’ı anma,

 

“eşitlik hiç kimsenin bir başkasının amacına araç olmamasıdır” diyen.

 

Sevgi, ilgi ister, sorumluluk ister. Sevdiğinin gereksinimlerine yanıt verme çabasıdır sevgi, sevdiğini saymaktır, onu olduğu gibi görebilme; onu, bireyselliği içinde farkedebilme yetisidir…

 

Sevgi, uğruna emek harcamak, emek harcadıkça sevmektir.

 

Ve evlilik, kendinle birlikte sevdiğinin sırrını çözmektir…

 

Burada söze bir virgül koyuyorum unutulmuş Fransız şair Jacques Prévert’in sevda dizeleriyle

 

 

Bu sevda
Birdenbire saran içimizi
Bu narin
bu sımsıcak
Bu umutsuz
Sevda
Gün gibi güzel
Ve kabaran deniz gibi
Çalkantılı
Bu sevda
O kadar gerçek
O kadar güzel
O kadar mutlu
O kadar sevinçli
Ve karanlıkta korkudan titreyen bir çocuk gibi
Gülünç
Ve gecenin ortasında sakin bir adam gibi
Kendinden emin
Başkalarının yüreğine korku salan
Benizlerini solduran
Dillerini çözen bu sevda
Gözetlediğimiz için gözetlenen
Yaraladığımız
Ayaklar altına aldığımız
İnkar ettiğimiz unuttuğumuz için
Kovalanmış yaralanmış ayaklar altına alınmış
İnkar edilmiş unutulmuş
Bu kocaman sevda
Gene dipdiri
Gene güneşli
Senin sevdandır bu
Benim sevdamdır
Hep var olan
Durmadan yenilenen
Ve değişmeyendir
Bir bitki kadar gerçek, bir kuş kadar ürkek
Yaz güneşi kadar diri ve sıcaktır
İkimiz de gidebiliriz
Sonra dönüp
Derin uykulara dalabiliriz
Acı çekebiliriz uyanınca
İhtiyarlayabiliriz
Sonra tekrar dalabiliriz uykuya
Ölümü düşleyebiliriz
Oysa
Başucumuzda
Gülerek bakıyor bize
Durmadan tazelenen bu sevda
Ayak diriyor yaşamakta
Arzu kadar diri
Bellek kadar zalim
Pişmanlık kadar budala
Hatırlamak kadar tatlı
Mermer gibi soğuk
Gün gibi güzel
Bir çocuk gibi narin
Bize bakıyor gülümseyerek
Ve hiçbir şey söylemeksizin
Konuşuyor bizimle
Ve ben ürpererek dinliyorum onu
Bağırıyorum
Senin için
Kendim için
Bağırıyorum bizim için
Gitme kal
Dur orda
Ayrılma yerinden
Kal orda
Kımıldama
Gitme
Biz ki sevmiştik birbirimizi
Unuttuk seni
Bari sen unutma bizi
Bir sen varsın yeryüzünde bizim için
Terk etme bizi
Buz bağlamasın yüreklerimiz
Ne kadar uzakta
Ve nerde olursan ol
Duyur bize kendini
Bir çalı dibinde
Hatıralar ormanında
Birdenbire çıkıver karşımıza
Uzat elini bize
Ve kurtar bizi.

 

 

Sevgiyle ve farkındalıkla kalın,

Erdoğan Okay

 

Hosting

Hakkında Erdoğan'dan

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*