aloevera uyelik
Perşembe , 21 Eylül 2017
Hosting



Son Haberler
web hosting

Çocuklar yataklarına…

Çocukların hepsinin anne-babalarının yataklarında yatmaya bayıldığını bilmeyen yoktur. Bizim İkizler de bizim yatağa oldum olası “büyük yatak” derler ve de mümkün olsa hiç çıkmazlar. Sevgili Özlem arkadaşım köşesinde, esprili bir dille çocuklarıyla yaşadıkları “büyük yatak” maceralarını anlatmış. Aslında bu hafta yazacağım yazının konusu tamamen farklıydı ama Özlem’in yazısı bu konuya öncelik aldırdı.

İnternet’ten küçük bir araştırma yaptım. Meğer ailelerin %90’ı bu dertten muzdaripmiş ama işi duygusal boyutu ile alıp “önemsemezlermiş”. Tabii bu sorunun önemsizliği konusunda değerlendirmeyi ağırlıklı olarak annelerin yaptığını, babaların – seslerini çıkarmaya cesaret etseler bile – fikirlerini kimsenin almadığına eminim.

Bir defa, ses çıkarmak medeni cesaret ister, çünkü lafa başlarken “kendim için bir şey istiyorsam namerdim” sözü –yine bir baba- Süleyman baba sayesinde kullanımdan düştü ve klişe olarak etiketlendi. Geriye, “Canım, uzmanların hepsi aynı fikirde, şu şu şu sakıncalardan bahsediyorlar” demek kalıyor ki en hafifinden “canım, şunlara baksana, nasıl kıyıyorsun bunlara” tepkisini aldığınız gibi nereye gideceğinizi bilemezsiniz. Eh kolay değil insanın kendi çocuklarına karşı “duygusuz” konuma düşmesi. Elinizde iki seçenek kalır: ya büyük yatağı çocuklarla paylaşırsınız – ki gecenin yarısında sert bir darbeyle uyanmanız olasıdır ve de bunu annenin gebeliği sırasında içerden gelen darbelerin babaya yöneltilmesi olarak da değerlendirebilirsiniz, ya da işgali barış içinde kabul edip kendinize geceyi geçireceğiniz bir koltuk ararsınız…

Dedim ya konu hassastır ve olayı bütünüyle çocukların gelecekti ruhsal sağlığı üzerine inşa etmeniz gerekir, sanki size hiç zararı yokmuş gibi. Bazı filmlerde görürsünüz, evin kızı evlenme çağının hemen arefesindedir ve gecenin ortasında –mesela şimşek sesinden ürktüğü için- ebeveyn odasına giriverir. Anne-baba ne yapsınlar, bir-iki yıl içinde uçup gidecek kızlarını kıramazlar ama olayın tamamı dışardan bakana gülmecedir.

Yeri gelmişken, bu “duygusuzluk” konusuna değinmeden olmayacak.  Kadınlar zaman zaman bizi –tabii hepimizi değil ama istisnalar kaideyi bozmaz ve de kötü (!) örnek, örnek değildir- duygusuzlukla suçlarlar, biz de onları duygusallıkla. Herhalde Dünya’nın kurulduğundan beri varolan bu sağırlar diyaloğu nedeniyle bence haksız yere Mars ve Venüs suçlanır. Halbuki, olayın tamamı, kavramlar ve iletişim sorunudur. Biz “duygusallık” derken buna “mantıksal”ın tersi bir anlam yükleriz. Kadınlarsa, “olaya mantıksal bakalım” diyeni “yani o zaman duyguları bir yana koyalım öyle mi?” diyerek hızla geri püskürtürler. Her nekadar, doğru bildiğinize inancınız çok kuvvetliyse de karşı tarafın silahları daha kuvvetlidir ve yenilmeniz mukadderdir. Size düşen “eh ne yapalım, ben uyardım, duygusallık bitince gerçekler nasılsa ortaya çıkacak” tesellisidir. Sonunda gerçekler ortaya çıkar ve de endişeniz ne yazık ki gerçekleşir, siz de gönül rahatlığıyla hakkınızı teslim almaya gidersiniz. O zaman da alacağınız yanıt şöyle olacaktır : “tabii olumsuz düşünürsek olumsuz olur!”.

Galiba en doğrusunu bir düşünür söylemiş : “kadınları anlamaya çalışmayın, sadece çok sevin; erkekleri ise anlamaya çalışın yeter, çok sevmeseniz de olur”

Konuyu “büyük yatak”tan açtık, oradan kapatalım: babalar sabredin, elbet bir gün çocuklarınız “büyük yatak”tan da bıkarlar!

Nedense şu anda, sevgili anamın sık söylediği bir söz aklıma geldi : “Dereye su gelene kadar kurbağanın gözü patlarmış”.

Umutla ve sevgiyle kalın,

Erdoğan Okay

Hosting

Hakkında Erdoğan'dan

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*