aloevera uyelik
Perşembe , 27 Temmuz 2017
Hosting



Son Haberler
web hosting

Bir genç kızla çıktım

Bilinen sözdür “insan, yaşamında binlerce kez yemek yer ama ‘anımsa’ dense iki elin parmaklarını geçmez, damakta ve daha önemlisi hafızada tat bırakanlar”.  İşte böyle bir yemek yedim geçenlerde.

Bayram tatilinde maaile bir haftalık bir geziye çıktık. Prag-Viyana-Budapeşte ana hatlı, yol üzerindeki birkaç şehire daha uğrayan, çok yorucu ama ondan çok daha keyifli bir gezi oldu, dolu dolu bir kültür gezisi. Birinci Dünya Savaşı sonrası, Osmanlı İmparatorluğu ile aynı kaderi paylaşan  Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun bu üç önemli şehrini bu güne kadar görme fırsatım olmamıştı. Üç şehrin de her köşesinde atalarımızın izlerini bulmak hem şaşırtıcı oldu hem de –itiraf edeyim-keyifli. Gerçi Viyana’nın kapısından dönmüş atalarımız, ama sanki öyle olmamış da uzun yıllar etkimizde kalmış gibi bu bölgeler. Bir ara şunu bile dedik: “Türkler olmasa bu milletler tarihlerinde yazacak ne bulurlamış acaba?”

Biraz çekinerek gitmiştik aslında, öyle ya “en az iki tane çok rahat spor ayakkabı alın yanınıza çok yürüyeceksiniz” uyarısıyla valizleri hazırlamaya başladık. Hadi biz dayandık bu tempoya, ama Lâl’le Pırıl nasıl dayanırlar diye düşünmedik değil. Ama karar vermiştik, az uyunacak, yorulunmayacak, plânlı hareket edilecek ve zaman mümkün olduğunca etkin şekilde değerlendirilecek… Programa bire bir uyduk, hatta denilebilir ki fazlasını bile yaptık. Dönüşte dinlenip kendimize gelmek üç gün falan aldı ama şikayetçi değildik hiç birimiz. Kızlarımızın performansı, uyumu, kültürel etkinliklerden keyif alarak yararlanmaları bizi çok memnun etti, “kızlarımız büyümüş” dedirtti bize. Tabii, tur rehberimizin çok deneyimli (250-300 kez bu bölgeye gitmiş) ve kültürlü olması, ailemizin rehberinin de (İlknur) dersine mükemmel çalışıp hazırlanması takdire değerdi.

Gelelim başlığa, merak ettiniz mi kim bu genç kız diye? Anlatacağım, ama önce atmosferi betimlemem gerek size. Gezinin son günlerinden birinde meşhur Estergon’u ziyaret ettik. Hani şu Estergon Kâlası bre dilber aman…” diye başlayan kahramanlık türküsü ile bilinen, Estergon Şehri’ni. Macarlar bu şehrin adını Esztergom yazıp Estergom olarak okuyorlar. Biz dilimize uydurup “Estergon” demişiz. Daha sonra öğrendiğime göre, Ankara kalesi bu kalenin mimarisinden esinlenilerek yapılmış. Estergon’un en önemli özelliği, burada Macaristan’ın en eski ve en büyük katedralinin bulunması. Kaleyi, katedrali ve şehri gezdikten sonra öğle yemeğine gittik. Yemeğin menüsü çok güzeldi ama asıl güzelliği menüsünde değil, bana eşlik eden insandaydı. Lâl’imle birlikte iki kişilik masada oturduk beş kişilik masa yokluğundan. İsabet te olmuş, tadı damağımda ve zihnimde kalacak çok keyifli bir sohbet yaptık kızımla. O mu büyümüş, ben mi ona büyük gibi davranıp öyle karşılık aldım bilmiyorum, herhalde ikisi birden. Belki büyü biraz da günlük mecburiyetlerin çerçevesinin dışına çıkmakta. Neler konuştuk neler..Kadın-erkek ilişkilerinden mi sözetmedik, felsefenin, sanatın keyifli yollarında mı yürümedik, gezdiğimiz yerlerin tarihine mi değinmedik… Ama aslolan bu sohbetten benim aldığım keyif değil, kızımın yemeğin sonunda “baba seninle sohbetin bu kadar güzel olduğunu daha önce farketmemişim” sözüydü.

Eminim, yaşamım boyunca unutmayacağım bu keyifli yemeği.

Sevgiyle,

Erdoğan Okay

Hosting

Hakkında Erdoğan'dan

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*