Cuma , 15 Aralık 2017
Hosting



web hosting

1984 veya Halk Bunları İstiyor

Başlıktaki 1984 yıl değil, İngiliz yazar George Orwell’in anti-ütopya tarzında yazdığı ve daha çok bilinen adıyla “Big Brother is Watching You” ya da Türkçe’si ile “Büyük Ağabey Seni İzliyor” kitabının adı. Orwell bu kitabında-o güne kadar düşünülenin tersine- mükemmel bir gelecek değil aksine, insanlık için kabus bir gelecek öngörmüş. Demokrasinin eserinin bile kalmadığı, totaliter bir tek parti yönetiminin korku ve beyin yıkama araçları ile toplumu bütünüyle kontrol ettiği bir gelecek tasarlamış yazar. Bu düşüncenin gerçeğe yatkınlığı o kadar benimsenmiştir ki, hem kitabı hem de daha sonra 1984 adıyla çevrilen filmi büyük ilgi görmüş, güç sahiplerinin kontrol edebildiği ölçüde bütün toplumu nefes alışlarına kadar izlemeleri, toplum tarafından olması gereken bir şeymiş gibi kanıksanmıştır. Yalnız Ülkemizde değil, bütün ülkelerde ve siyasi rejimlerde rejimin kendini koruması savunusuyla bireyin hakları birbirleriyle sürekli çelişir ve bunlar mücadele ederler. Bir taraf, egemen devletin toplumun devleti olduğunu dolayısıyla toplumun haklarını savunurken tek tek bireylerin haklarının göz ardı edilebileceğini iddia ederken, diğer tarafsa toplumun haklarının tek tek bireylerin haklarından oluştuğunu dolayısıyla tek bir bireyin bile hakkının gasp edilmesinin toplum için felaketin başlangıcı olduğunu…

 

İki tarafın da haklı ve haksız olduğu yanlar vardır. İkisinin de fazlası kötüdür: eğer toplumun hakları (özellikle üzerinde durulan şey güvenliğidir) savunulurken bireyin özgürlüğü hiçe sayılıyorsa burada bir yanlış var demektir; diğer yandan bireyin sınırsız özgürlüğü toplumu kaosa götürür ve ortada toplum falan kalmaz, felsefi anlamda anarşi ortamıdır bu. Yani, ikisi de kötüdür, ifrat da tefrit de … Ama teslim etmek gerekir ki; ikinci seçenek pek gerçekleşme şansı bulamaz, ancak birincisi yani “Big Brother” her an tetiktedir izlemek ve kontrol etmek için…

 

Bunlar bu temanın genel yaklaşımlarıdır da esas üzerinde durmak istediğim konu biraz farklı, tabii yine bu tema ile bağlantılı. G. Orwell’in öngördüğü –aslında toplumu uyarmaya çalıştığı- büyük tehlikenin altyapısını, toplumun bireylerinin beyinlerinin yıkanması oluşturur. Beyin yıkama sözü de kullana kullana klişe olmuş ve kanıksanmıştır- ki belki de bu deyimi klişe haline getirerek başka biçimde beynimizi yıkadılar ve yıkıyorlar. Toplumu izlemek yetmez, bir süre sonra bütünüyle oluşturmaya da girişilir: davranışıyla, yaklaşımıyla, düşünüşüyle… Bunun en iyi yolu önce beyinlerdeki avareliğe dur demektir! Ne öyle özgürce her şeyi düşünmek, özgürce yargılarda bulunmak falan! Düşünceler ve davranışlar yaygın bir şekilde etiketlenir ve sıkı ahlak normları içine alınır önce. Bir taraftan da toplumun yönlendirilmeye zaten elverişli cahil kesimleri en kutsal bildikleri değerlerle kışkırtılır bu özgür düşüncelere karşı. Hani bir ara çok konuşulan “Mahalle Baskısı” vardı ya (şimdi pek sözü edilmez oldu), işte o bütün hızıyla yürürlüktedir artık. Sistem, ikna edebildikleri ve yönlendirebildikleri ile beslenir ve gelişir, ta ki geride sesini çıkaracak kimse kalmayıncaya kadar. Ünlü hikayedir, Nazi döneminde rahip Martin Niomoller’e atfedilir:  “Önce sosyalistleri topladılar… Sesimi çıkarmadım. Çünkü ben sosyalist değildim. Sonra sendikacıları topladılar… Sesimi çıkarmadım… Çünkü ben sendikacı değildim… Sonra Yahudilerı topladılar… Sesimi çıkarmadım… Çünkü ben Yahudi değildim… Sonra beni almaya geldiler… Benim için sesini çıkaracak kimse kalmamıştı…”

 

İşin özü ekonomidir ama, ekonomi bilerek gündem dışı tutulur, insanların beyinleri boş ve seviyesiz TV programları ile süngerleştirilir. Öyle bir aşamaya gelinir ki insanlarda bu alışkanlık halini alır ve halk seviyeli programlarla alay etmeye başlar, en azından reyting sıralamasına sokmaz bile. Hani bilinen sözüdür bu tipten programların yapımcılarının : “Halk bunları istiyor!”.

 

Düşünürsünüz düşünürsünüz, fakat bir türlü içinden çıkamazsanız. İnsan, nasıl olur da bütün toplumun izlediği bir programa çıkıp kendine eş arar, aile içi sorunlarını bağıra çağıra ortaya döker, kendini rezil eder… diyeceğim ama rezil eden yok ki rezil olan olsun. Bir noktadan sonra sinirlenmeyi bırakıp acırsınız, önce ekrandakilere sonra kendinize. Bu kadar asosyal, kendine güvensiz ve çaresiz oldukları için ve de içinde yaşadığınız toplum bu seviyeye düşürülmüş olduğu için…

 

En çok izlenen programlar “prime time” da yayınlanır, bunlar diziler falandır. En az izlenen ekonomi, siyaset konulu programlar, tartışmalar da geç saatlerde yayınlanır. Geçen gece yatmak üzereyken bunlardan birine rast geldim, 32. Gün’de : Emeklilerin Sorunları. Ne kadar sevimsiz ve keyifsiz bir program değil mi? Kaç kişi izler ki? En genci 65 yaşında onlarca insan yarı ağlamaklı yarı sinirden sözlerine hakim olamaz durumda dertlerini anlatmaya çalışıyorlardı. Dedemiz, anneannemiz yaşındaki insanların feryatları ve çaresizlikleri korkunçtu. İzledim, izledikçe kendimden, insanlığımdan, içinde olduğum toplumun duyarsızlığından utandım! Ya sorunlarını çözeceksiniz ya da gözünüzü kapayıp görmezden geleceksiniz. Bütün toplumun yaptığı ikincisi! Anayasamızda devletimizin sosyal devlet olduğu belirtilir, hani nerede? Atamızın şu sözü aklıma geldi: “Bir milletin yaşlı vatandaşlarına ve emeklilerine karşı tutumu, o milletin yaşam kudretinin en önemli kıstasıdır!.. Mazide muktedir iken, bütün kuvvetiyle çalışmış olanlara karşı minnet hissi duymayan bir milletin, istikbale güvenle bakmaya hakkı yoktur!..” 

 

Bir de ne kadar özgür olduğumuz geldi aklıma, bu işsizlik, sefillik içinde bedava yaşadığımız geldi! Orhan Veli’nin dizeleri geldi :

 

Bedava yaşıyoruz, bedava;
Hava bedava, bulut bedava;
Dere tepe bedava;
Yağmur çamur bedava;
Otomobillerin dışı,
Sinemaların kapısı,
Camekanlar bedava;
Peynir ekmek değil ama
Acı su bedava;
Kelle fiyatına hürriyet,
Esirlik bedava;
Bedava yaşıyoruz, bedava.

Sevgiyle ve farkındalıkla kalın,

Erdoğan Okay

 

Hosting

About Erdoğan'dan

Check Also

Rüzgar Gibi Geçti

Bu yaz tatilimiz de rüzgar gibi geçip gitti ve de bitti. 15 gün süren tatilimizi, …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir