aloevera uyelik
Cumartesi , 23 Eylül 2017
Hosting



Son Haberler
web hosting
Pedagog Güzide Soyak Üyelerimizin Sorularını Yanıtlıyor

Pedagog Güzide Soyak Üyelerimizin Sorularını Yanıtlıyor

PEDAGOG GÜZİDE SOYAK ÜYELERİMİZİN SORULARINI YANITLIYOR…

 

Forumumuzda bir bölüm açtık ve üyelerimize sorduk: En çok hangi konularda bilgi edinmek istersiniz? Hangi konularda uzman görüşlerine başvurmamızı istersiniz?
Bize yöneltilen sorulardan pek çoğunun yanıtlanması uzman bir pedagog tarafından mümkündü. Biz de bu sebeple ikizler hakkında pek çok araştırması olan, uzman bir ekiple birlikte kaleme aldığı, çok yakında satışa çıkacak, bu konuda yazılmış en kapsamlı kitabı da olan V.K.V. Amerikan Hastanesi Pedagogu Sayın Güzide Soyak’la söyleştik.

İkizanneleriyiz.biz: Güzide Hanım sizi tanıyabilir miyiz?

G. Soyak: İsmim Güzide Soyak. İstanbul Üniversitesi Pedagoji bölümü mezunuyum. Yaklaşık 14 senedir mesleğimi sürdürüyorum. Dört yıldan bu yana da V.K.V. Amerikan Hastanesi Çocuk Polikliniği’nde çalışıyorum. Özellikle de gelişimsel gecikmeleri olan, erken doğan bebeklerde diğer doktorlarla işbirliği içerisinde gelişim takipleri yapıyoruz. Bu konuyla ilgili bir araştırma da yapıyoruz ayrıca. Çoğullara danışmanlık da yapıyorum. Çoğul demeyi tercih ediyorum, çünkü ikizlerle birlikte üçüzler de hastalarım arasındalar. Pedagoji bilimi genellikle psikiyatri içerisinde değerlendirilir. Ben burada biraz daha farklı olarak bebeklerde gelişim takiplerinin pedagojik açıdan da takiplerini yapıyorum.

Hastanemizin sosyal sorumluluk kapsamında projeleri var. Harika Çoğullar Programı’nda eğitmenlik yapıyorum. Gülnihal Şarman ve bir ikiz annesi ile birlikte bir kitap hazırladık çoğullara yönelik. Çocuklarda öğrenme ile ilgili yaşanılan sorunlarla da ilgili çalışmalarım var.

Çoğullarla çok yoğun çalışıyorum dediğim gibi, ve ailelerin bana sık sık sorduğu sorular var.

MÜKEMMEL OLMAYA ÇALIŞMAYIN!

İkizanneleriyiz.biz: Ben de size sitemizde bize yöneltilen sorulardan derlediklerimi soracaktım. O halde, önce siz başlayın. En çok ne tarz sorularla karşılaşıyorsunuz?

G. Soyak: Tabii. Biliyorsunuz ilk zamanlarda anneler bu işin fiziksel yorgunluğundan çok yakınıyorlar. Biz de verdiğimiz eğitimlerde diyoruz ki “hiçbir zaman mükemmel olamazsınız”. Ne anne ne de baba olarak bu işi tek başına yüklenmeye çalışmak çok zor. Mutlaka yardım alınmalı.

NASIL UYUTMALIYIM?

G. Soyak: İlk dönemlerde bana en çok uykuyla ilgili sorular gelir. Nasıl uyutmalıyım? Aynı odada mı kalmalılar? Bebekleri ayırmalı mıyız? Bu konuda birkaç görüş var. İkiz sahibi olan annelerde tabii ki fiziksel yorgunluk çok fazla ve bu işi bir şekilde pratik hale getirmek gerekli. Yeni doğanlarda, özellikle de prematürelerde oluşabilecek sorunlardan ötürü onların annelerinin yanında kalmalarını istiyoruz.

1- Aynı yatakta yatırmak, anne karnında da benzer pozisyonda oldukları için önerilenlerden bir tanesi. Bebekliklerinden bahsediyorum. Zaten büyüdüklerinde böyle birşey yapmak mümkün değil. En büyük kaygı şu oluyor: Birbirlerini uyandırmazlar mı? Hayır uyandırmıyorlar. Eminim bunun aksini iddia edecek aileler de vardır ama, genel olarak, birbirlerini uyandırmadıklarını söylüyor aileler.

2- Anne babanın yattığı yatağın yanına, bitişiğin bir başka yatak eklemek. Anne hiç yerinde kalkmadan emzirip, daha sonra onlara ait yatağa bu bebekleri koyabilir.

3- Yatağa alınmasını önermiyoruz. Çünkü bu 3 ayla 5 ayla kalmaz. Ayrıca,bu eylem bir süre sonra anne için de çok kolay bir yöntem haline geliyor ve çocuklarını ayırmak istemiyor. Biz bir de birşeyi daha fark ediyoruz. Bu konularda anneye bir takım önerilerde bulunuyor ve anneden de tepki alıyorsak, bu kesinlikle bebekle ilgili bir sorun olmuyor, anneyle ilgili bir sorun oluyor. Çünkü o da bazı şeylere alışıyor ve rahatına gittiği, oluşturduğu beraber yatmalı uyku düzeninden vazgeçmek istemiyor.

ORGANİZE OLMAK ŞART

G. Soyak: Bu çok zor bir iş. Her iki bebeğin de gece uyanmaları, beslenmeleri, altlarının değişmesi, terlilerse üstlerinin değişmesi, gazlarının giderilmesi anne için ciddi zor bir iş. Çok yorucu. Onun için de gün içerisinde bebeklerin uyudukları veya keyiflerinin iyi olduğu saatlerde annenin dinlenebilmesi için evde bir refakatçinin olmasının şart olduğunu söylüyoruz. Fiziksel olarak yorgun olduğunuzda uykunuz da beslenmeniz de bozulmaya başlıyor. Dolayısıyla tahammülü azaldığından bakımının kalitesi de düşüyor. Herkesi en başından itibaren, daha doğum gerçekleşmeden yani mutlaka organize etmesi lazım annenin. Görevleri paylaştırması lazım. Market alışverişini mesela hep aynı kişi yapmalı, baba veya görevlendirilecek farklı bir kişi. Bez-mama tedariği her şartta babanın işi olmalı. Dolayısıyla da stok takibinin baba tarafından yapılması lazım. Roller hiç değişmezse, herkes en başından görevini bilirse annenin işi daha da kolaylaşır.

İKİZANNELERİ FORUM’DA SORDU, GÜZİDE SOYAK YANITLADI

YARDIM ALMIYORUM, YORGUNLUKTAN ÇILDIRIYORUM…

İkizanneleriyiz.biz: Şimdi ben sorularıma geçeyim isterseniz. Bir üyemiz şöyle diyor: Günlük mecburi rutin işler arasında çocukları hırpalamamak bazen imkansızlaşıyor. Onca iş yükü (yemek, temizlik vs) ve stres arasında çocukları yanlı yönlendirmeden yetiştirebilmenin mümkünü var mı? Stresliyken ve çıldırma noktasındayken, ikizlerin  bitmez tükenmez istekleri de var iken, sakin kalıp nasıl herşeyi idare edebilirim?

G. Soyak: Bu zannedersem fazla yardım alamayan bir anne tarafından sorulmuş. Bu az önce bahsettiğim yoğun fiziksel yorgunluğu anlatıyor. Hepsine yetişilemez, gerçekten mümkün değil. Ben de buna benzer telefonlar alıyorum, anneler ağlıyorlar, ben ne yapmalıım diye danışıyorlar. O noktada söylenebilecek tek şey şu: Benim sihirli bir değneğim, formülüm yok. Keşke yardım edebilsem. İlla bir bakıcının olması şart değil. Maddi durumu buna elvermeyen ikiz sahipleri de var elbet. Ama etraflarındaki herkesi yardıma çağırmaları lazım.

BAĞIRMAK ÇARE DEĞİL!

G. Soyak: Bağırmak o an için çocukları yanlış olan eylemlerinden uzaklaştırabilir, ama uzun vadede annenin onlardan kopması olarak algıladıkları için çocukların anneye daha fazla bağımlı hale gelmelerine yol açar. Anneyi daha da zorlarlar. Anne kızdığı zaman çocukların ondan uzaklaşacağı sanılır, ama durum bunun tam tersidir. Daha mutsuz, daha mızmız, daha talepkar olurlar. Aslında çocukların genel gelişimlerinin, annelerinin onlarla kurduğu bağla çok yakından ilgisi var. Siz nasıl bir bağlanma kodluyorsanız onlarla, onlar da öyle tepkiler veriyorlar.

Az önceki sorunuza cevaben tekrarlıyorum. Bu iş yardımsız çok zor. Komşuları, akrabaları herkesi iyilikle yardıma çağırmak lazım.

ERKEK ÇOCUKLAR VE ŞİDDET

İkizanneleriyiz.biz: Pekiyi, 9 yaşında ikizleri olan bir üyemiz var. Çocukları vurdulu kırdılı oyunlara, bilgisayar oyunlarına, tv de de yine vurdulu kırdılı vahşi filmlere yönelmişler… Nasıl tatlılıkla onları ikna edip şiddetten uzak oyun ve aktivitelere yönlendirebilirim diye soruyor?

G. Soyak: Çoğullar birbirlerine örnek oluştururlar. İkisinin aynı oranda, aynı şiddet içerikli aktivite ve oyunlardan hoşlandıklarını düşünmedim ben. Genelde biri daha fazla ister, öteki de ona ayak uydurur. Aynı cinsiyette olanların birbirlerini örnek alma olasılıkları daha yüksek oluyor. Aynı cinsiyette olanların ayrıca sosyal ilişkileri de daha geç gelişebiliyor. Özellikle kızlarda daha geç olduğu söyleniyor. Normalde iki çocuğun daha sosyal ve daha dışa dönük olmaları beklenir değil mi? Ama öyle değil. Yaş dönemleri aynı, ihtiyaçları ve merakları da paralel. Dışarıdan tanımadığı, sıradan bir çocuğun ilgilendiklerinden çok kendi ikizininkileri merak etme eğiliminde oluyorlar. Bir çeteleşmeden bahsediyor anne. Çok fazla birliktelikte bu ikiliyi ayırmak, kırmak da zor anne için.

Bu sorunuzu yanıtlamadan önce, bu çocukların erken dönemine bakmak lazım. 9 yaş için önerilerde bulunabilirim, ancak 9 yaş aynı zamanda değişime çok dirençli bir yaştır. Bu çocuklar şu anda sert oyunlardan hoşlanıyorlarsa bunun mutlaka sinyalleri çok önceden vardır. Bir kere özellikle 6 yaşındaki erkek çocukların hayatına mutlaka sporu sokmak lazım. 4-5 yaşındaki çocuklar drama, el becerileri gibi bir takım aktivitelerle tanışırken, 6 yaşına gelmiş çocukların mutlaka bir spor dalına yönlendirilmeleri gereklidir. Yüzme, basketbol gibi sporların çoktan hayatlarına girmiş olması lazımdır. Hangisini isterlerse. İkisinin aynı etkinlikte olmaları da gerekmiyor. Biri yüzme, diğer basketbol isteyebilir. Bir sene basketbol isteyebilir, ertesi sene başka birşeyle ilgilenmek isteyebilir. İlla sebat ediyor olması da şart değil, merak ediyor ve pek çok şeyi denemek istiyor olabilir. Önemli olan hiç boş kalmamalarıdır. Bilgisayarla bu kadar vakit geçirmek isteyen çocukların bu aktivitelerle hiç ilgilenmediklerini varsayabilirim. Çünkü spordan keyif alan çocuklar bilgisayar ve televizyona o kadar sarmıyorlar. Oynasa da bir süre sonra bir antremanı oluyor ve gidiyor. Sürekli bilgisayar ya da tv karşısında vakit geçiremiyor.

Bir de bu çocukların sosyal ilişkilerinin nasıl olduğuna bakmak lazım. Genelde birlikte oynayan ikizlerin çok sosyal oldukları düşünülür. Halbuki bizim oyun gruplarında en zor ikna ettiğimiz çocuklar çoğullardır. Onlar birbirleriyle rekabet ederler, ama birbirlerinin işlerini de bir yandan çok kolaylaştırırlar. Birbirlerini anlarlar ve kolaylıkla beraber oynarlar, bir 3. şahısa ihtiyaç duymazlar. Biz mutlaka erkenden oyun gruplarına gitmelerini ve başka çocuklarla kaynaştırılmalarını isteriz.

Gelelim 9 yaşındaki bu ikiz erkek çocuklara önerilebileceklere… Ailece sınırlar konusunda kurallar konulabilir. Mesela gün içerisinde oyun oynama için saat sınırı getirilebilir. Eğer çocuklar riayet etmezse o zaman bir takım yaptırımların uygulanması lazımdır. Anne ve babanın kurallar ve yaptırımlarını beraber karar vermesi ve uygulamaları lazımdır.

Bu tür oyunların hepsi çok zararlı değildir aslında. Kimisi dikkat gelişiminde epeyi yardımcı olabilir. En çok agresyon içeren, kafaların uçtuğu, kan revan, karakterleri öldürünce puan kazanılan oyunlardır. Bunlara karşı en çok sınır getirilmesi gereklidir. İçe dönük, algılama ve yargılamayla ilgili sorunları olan bir çocuk için bu tür oyunlar çok tehlikeli olabilir.

Benim tavsiyem öncelikle bu ailenin bulundukları ilde bir danışmanlık almasıdır.

AYNI SINIF MI AYRI SINIF MI?

İkizanneleriyiz.biz: Şimdi size ben kendi sorumu yöneltmek istiyorum izin verirseniz. Benim çocuklarım bu sene yeni bir okula başladılar. Hemen sınıfları ayrıldı.Normalde birbirlerine pek düşkün gibi gözükmeyen bu çocuklarımdan birinde agresif davranışlar görülmeye başlandı ve sınıfta daha çok öğretmeniyle vakit geçirmeyi tercih ettiğini öğrendim. Çok şaşırdım, çünkü arkadaş gruplarında diğerine göre daha sosyal olan ve arkadaşlarınca tercih edilen bir çocuktu. Bunun sebebi nedir? 4 yaşında çoğulların okul öncesi eğitimde sınıflarının ayrılması doğru mudur?

G. Soyak: Açıkçası doğru bulmuyorum. Şimdi kendi tanıdığı arkadaşlarıyla oynarken niye rahat oğlunuz? Çünkü ikizi orada yanında, onu biliyor. Aslında bunların aynı sınıfta olmaları o kadar korkunç birşey değil. Birbirleriyle temas etmiyorlar, birbirleriyle o kadar da ilgilenmiyorlar. Sadece daha rahat oluyorlar. Ayrıldı ne oldu? Güven mevhumu kafasında daha tam olarak oturmadığı için, orada yalnız kendini kötü hissetti. Belki de ikiziyle aynı ortamda birliktelik ona güven ve güç veren bir faktördü, özellikle ilk yıllar için. Eğer bu ayrılmayla ilgili bir dezavantaj yaşanıyorsa biraraya getirin diyoruz biz. Başından itibaren bunu hiç zorlamayın, zorlayarak yapmayın. 1 sene 2 sene sonra ayrılmaları o kadar vahim birşey değil.

Okul öncesi, ilk öğretim, ortaokul ve lise gibi üniversite öncesi tüm okulları bünyesinde barındıran bu tip kurumlar bu konuda genellikle çok sertler. Çocuğun menfaatleri o kadar ön planda değil. Bu tip kurumlar daha çok ortaokul ve lise eğitimine odaklı kurumlar. Okul öncesi eğitim biraz daha farklı yaklaşımlar gerektiriyor. 2 yaş çocukları tam gün kabul edenler var, ki bu bize göre hiç olmaması gereken bir şey. Uzun yarım gün, 9.00’dan 17.00’ye gibi uygulamalar, o çocuğun tüm okul hayatıyla oynamak anlamına geliyor.

İKİZLER TEK ÇOCUKLARDAN DAHA SOSYAL MİDİR?

İkizanneleriyiz.biz: İkizler birbirlerine yettiği için çok rahat asosyal olabiliyorlar. Bunu aşmanın yolları nelerdir?

G. Soyak: En başından itibaren oyun gruplarını, başka çocuklarla biraraya getirmelerini mutlaka öneriyoruz. Anlaşmazlıklar, ufak tefek kavgalar hiç mühim değil. İkizler kendi aralarında da çatışmalar yaşayabilir, bu da önemli değil. Onlar birbirlerinin kodlarını biliyorlar, eninde sonunda bir orta yol buluyorlar. Ama dışarıda başka anne-baba yanında, başka türlü yetişen bir çocukla nasıl başedilir? Kendi hakları neler? Hak etmedikleri neler? Sınırlarını öğrenmeleri açısından mutlaka farklı çocuklarla küçük yaşlardan itibaren sık sık biraraya getirilmeliler.  Henüz bebeklikten itibaren. Annenin de bulunduğu oyun gruplarında 45 dakikalık bir oyun süresi yeterlidir. Ama bırakmayın, 3 yaş öncesi çocuklarınızı yalnız başına yuvaya yollamayınız diyoruz. Sosyal sınırları öğrenecekleri bu ortamlara da onlarla birlikte katılın diyoruz.

İKİZLERDE GELİŞİM: NORMAL Mİ ACABA GERİDE Mİ?

İkizanneleriyiz.biz: Bir başka annemizin sorusu… 6 yaşına gelmiş ikizlerin neleri yapabiliyor olmaları gerekmektedir (fiziksel, kaba-ince motor gelişim, duygusal vs açısından)? Bu yaştaki ikizlere öğretilebilecekler nelerdir? Hangi tür oyunlar oynanmalıdır? Neler için artık geçtir? Neler için erkendir?

G. Soyak: Hiçbir şey için geç değildir. Mesela temel özbakımla ilgili her türlü beceriyi edinmiş olmaları lazım. İkizlerin bazen bir avantaj, bazen de dezavantaja dönüşen bir özellikleri var. Birbirlerini örnek alarak öğrenmeleri çok daha güçlüdür aslında. Tek çocuğa göre çok daha kolaydır. Tek çocuk sürekli anne babayla rekabet eder. Annenin “yap” dediklerini yapar ya da yapmaz. Çok daha zorlayıcı bir ilişkidir bu. İkizlerde aslında işiniz daha kolaydır. Birinde başarı sağlıyorsanız, öteki örnek alıp daha hızlı ilerler. Anneye kendilerini beğendirmek için inanılmaz gayret gösterirler. Dolayısıyla 6 yaşına gelen çocukların uyarı almadan ellerini yıkamaları, dişlerini fırçalamaları, zamanında yataklarına yatmaları, giyinip soyunmaları, odalarını toplamaları, yemeklerini yardımsız yemeleri, konulan sınırları benimsemeleri, kurallara uymaları gibi konuların oturmuş olması lazımdır. Eğer bunlar oturmadıysa okul hayatında üst sorumluluk dediğimiz ödev yapmak, herhangi bir konuda sorumluluk üstlenmek gibi konularda çok sorunları olacaktır.

Bu konuda en büyük zorluk tuvalet temizliği eğitiminde ortaya çıkıyor. Genelde anneler çocukların tek başlarına bu temizliği yapmalarına izin vermiyorlar. Diyorlar ki “ben temizleyemediğini düşünüyorum,çocuğuma yardım ediyorum”. Ama annenin asli görevi öğretmek, bizzat yapmak değil. Ama ikiz anneleri bu işte genelde erken pes ediyorlar. X2 çocukla başa çıkamadıkları için, bu işi tek çocuk sahiplerine göre daha erken öğretebiliyorlar çocuklarına. Bu külfetten kurtulmak için, daha fazla öğretme eğiliminde olabiliyorlar. Etrafları anneanne, babaanne gibi kimselerle çok örülü değilse veya bu kimseler eğitim işinde dirençli değilse, bir takım becerileri öğretmek çok daha kolay.

Banyolarını dahi yardımsız yapabilecek hale gelmiş olmaları lazım bu yaşta.

Ayrıca okul öncesi dönemde ince motor gelişimi açısından çocuktan beklediğimiz kalem tutmayı öğrenmesi, temel basit resimleri yapabiliyor olması, boyamalar yapabiliyor olmasıdır.

Harfleri düzgün telaffuz edemiyorlarsa, artikülasyon problemleri varsa okul öncesi dönemde mutlaka ele alınıp halledilmiş olması lazım.

Kendilerini ifade etmekle ilgili sıkıntıları varsa, içine kapalı, asosyal bir tablo çiziyorlarsa bunun nedenlerinin araştırılması lazımdır.

Biz Türk toplumu olarak çok tevekküllüyüz. Bekleriz ve inanırız bir problem varsa bir gün geçer diye. Çok kaderciyiz. Eğer bu soruyu soran annenin bir takım şüpheleri varsa bir pedagojik danışmanlık almasının hiçbir zararı yoktur. Aksine kafasındaki sorulara cevap alır ve çocuklarının gelişimlerinin doğru olduğunu netleştirir.

Mesela konuşma becerisinden örnek vermek istiyorum. 2 yaşını doldurmuş bir çocuğun cümle kurabiliyor olması lazımdır. Ağzından tek bir kelime bile çıkmaz çocuğun, aile bir gün konuşacak diye bekler. En sonunda bize gelir. Bize derler ki “Ama söylediğimiz herşeyi anlıyor”. Biz inceleriz çocuğu, görürüz ki dikkati çok dağınıktır, oyun kurmakta zorlanıyordur mesela.

Ayrıca birşeyin vaktinin geçmiş olması için altta bazı sebepler aranabilir. Hiçbir biyolojik sebep yoktur, ama ne vardır ihmal vardır mesela. Belki çocukla doğru bir ilişki kuramıyorsunuzdur. Herşeyi yaptığınızı düşünüyorsunuzdur ama gecikmiş konuşması vardır. Biz bunu bakıcılarla büyüyen çocuklarda sıklıkla görüyoruz. Bakıcılar neredeyse ağızlarını açmamak için özen gösterirler. O kadar enerjileri düşük insanlardır ki, ellerinin uçlarıyla yaparlar çok önemli bir işi, yani çocuk bakımını. Bu durum çocuğun gelişimini aksatır. Zamanında edinmediği bir beceri sonraki yıllarda çocuğun karşısına bir öğrenme sorunu olarak çıkar.

KISKANÇLIK, İTME, KAKMA…

İkizanneleriyiz.biz: 18 aylık ikiz sahibi bir üyemizin sorusu… İkizlerimin aralarında çok büyük bir kıskançlık var. Özellikle biri diğerini sürekli hırpalıyor, nedensiz yere. Mesela yastığını altından çekiyor, itiyor, vuruyor, oyuncağını elinden alıyor. Anne-baba olarak paylaşılamıyoruz. Sürekli bir itişme, kakışma, kavga gürültü var. Ne yapmalıyız? Bağırmak çözüm olamıyor, kendi aralarında halletmeye terk etmek de çözüm olamadı.

G. Soyak: Bu çok sorulan bir soru. Genelde biri daha iyi huylu, diğeri biraz daha zorlayıcı oluyor. Daha iyi huylu olan bu durumu avantajına kullanıyor aslında. Sürekli mağdur durumda oluyor, aile de sürekli ona kol kanat geriyor. Diğerine de kötü birşey söylemese de mağduru koruma altına aldığını hissettiriyor. Hedef oluşturuyor aslında. Diğeri her kızdığında aslında anne babaya kızıyor, ama gücünün yettiği kardeşine öfkesini yönlendiriyor. 18 ay ilişkilerin kurulmaya başlandığı bir yaş. Vurmak ve itmek bile aslında bir iletişim şekli. Karşısındakinin ağlıyor olması onun için aslında yine bir ilişki kurma şekli. Onu her seferinde ağlatıp sizi kızdırması, aslında sizinle de bir şekilde kurduğu bir iletişim şekli. Hem ona zarar veriyor, hem sizi kızdırıyor. Bu böyle karmaşık bir bağ.

Huzursuzluğu olan çocuklarla olan ilişkilerinizi önce bir gözden geçirin derim ben. Nasıl bir ilişki kuruyorsunuz? Mesela ikizlerde en çok benim rastladığım durum birden fazla bakımlarını üstlenen kişi var ortada haliyle. Bir tanesine birinin bakması eğilimi olabiliyor. Bakıcı diyor ki “kızla çok iyi anlaşıyorum, ona hep ben bakıyorum”. Veya “anneanne oğlana çok düşkün, iyi anlaşıyorlar, kız da bana kalıyor” diyor anne. Bu doğru değil. Çocuklar, kim onların hayatlarını kolaylaştırıyorsa ona yönleniyorlar. Dolayısıyla işte farkında olmadan kurduğunuz bu bakım örgüsü, onların arasındaki rekabeti de çok artırıyor.

Şimdi bu sorunuzda annenin çocuklarıyla kurduğu ilişkinin yapısına bakmak lazım. Annenin her ikisiyle de mutlaka göz teması kurarak konuşması lazım. Ayrı ayrı özel vakit yaratmaya çalışması lazım. Birinin uyuduğu saatte diğeri ayaktaysa, belki onunla özel bir şeyler yapabilir. Hiç olmadı beraber bir kitaba bakmak, bir çizgi film izlemek, yani bir birliktelik yaratmak lazım. Bunları yaptığınızda anlaşılmak için, bir ilişki kurmak için iyi yöntemleri göstermiş oluyorsunuz ona. Biraz daha rahatlatıcı oluyor bu çocuk için.

Bu bir süreç, hemen bu işten vazgeçmeyecektir çocuk. Anne babanın çok sabırlı olması lazımdır. Cezalandırma olamaz bu yaşta ama mesela uygunsuz bir davranışta 1.5 dakika odasında yalnız bekletilebilir çocuk. Minik bir mola vermek. Sakinleşsin bakalım, ondan sonra yanımıza içeri alalım şeklinde. Odada beklemiyor, çıkıyorsa, anne de onunla birlikte odada bekleyebilir. Hiçbir şey yapmadan beklemek şeklinde. Belki konuşabilirsiniz biraz. “Ece çok ağladı, canı çok yandı, neden acaba…” Belki söylediğiniz pek çok şeyi algılayamayacaktır, ama küçük bir mahrumiyet yaratmış oluyorsunuz onu odasında tutarak. Sonra da beraberce içeriye dönmek. Bu yapılabilir.

BABA EVDEN GİTTİ, ÇOCUKLAR HIRÇINLAŞTI

İkizanneleriyiz.biz: 13 aylik ikiz kizları olan bir üyemizin sorusu… Babaları 20 gündür evde değil iş nedeniyle. 2 yıl boyunca da aralarında olamayacakmış. Çocuklar çok hırçın, saç çekme ve ısırma başladı. Her ikisi de annenin kucağında oturmak istiyor. Babanın gidişiyle bağlantılı olabilir mi? Anne ne yapmalı?

G. Soyak: Bu herkes için zorlayıcı birşey. Sadece çocuklar için değil, anne için de. Anne her ne kadar babanın bu mecburi gidişinin idrakinde de olsa, kendi de bir kırıklık yaşar. Çocuklar da yaşarlar. Zaten yaş olarak da ilgi ve alakaya çok muhtaç oldukları bir yaş. İki figürden biri ortadan kayboldu. Bir kayıp bu.

İkizanneleriyiz.biz: Anne de hissettiriyor olabilir mi sıklıkla bu kaybı çocuklarına?

G. Soyak: Tabii ki. Onların gösterdiği mahsunluğu siz de yapıyor olabilirsiniz. Sezgileri çok güçlü çocukların. Genelde çocuklar için “çok zeki, herşeyi anlıyor, düşünüyor” derler, hayır, sezgileri çok güçlüdür. Anne huzursuz mu, mutsuz mu, keyfi yerinde değil mi, bunu anlar çocuklar. Yoksa baba gitti, 2 sene olmayacak, anne yalnız kalacak çıkarımlarına varamazlar. Yoksunu zaman içinde hissediyorlar. Büyük bir ihtimalle de baba geldiğinde onunla bir süre ilgilenmeyecek, onu yok sayacaklar.

İkizanneleriyiz.biz: Ne yapsın peki anne, bu süreçte hem anne hem baba olmayı nasıl başarabilir?

G. Soyak: Çok zor. Anne annedir. Baba olamaz. Burada yine annenin yardıma ihtiyacı vardır. Etraftan destek alması lazımdır. Mümkünse bir erkek figürü, dede, dayı gibi düzenli olarak haneye gelip gidebilir. Çocuklarla biraz vakit geçirebilir.

18 YAŞINA KADAR HİÇ AYRILMAMIŞ İKİZLER

İkizanneleriyiz.biz: Bir genç kız üyemizin 18 yaşında ikiz erkek kardeşleri varmış, 18 yıl boyunca hiç ayrılmamışlar. Okulları, sınıfları dahi aynı olmuş. Geçtiğimiz yıl birisi harp okulunu kazanmış ve ayrılmak zorunda kalmışlar. Diğeri kazanamamış, sınava tekrar hazırlanacakmış. Bu ayrılıktan fazla zarar görmemeleri için aile neler yapmalı?

G. Soyak: Geriye dönerek bunu konuşalım. Büyük bir ihtimalle çocukların kendi isteklerinden ziyade, aileler de kendi işlerini kolaylaştırmak için bunu uzun yıllar böyle tercih etmişlerdir. Aynı okullarda, aynı sınıflarda okumalarını… Aynı giydirmek bile aslında annenin kafasındaki tek çocuk fikriyle özdeş. İki tanesiyle uğraşmak zor, bilinçaltında tek çocuk istiyor. Dolayısıyla birbirine benzetmek, onları sürekli birarada tutma daha kolay oluyor aileler için. Biraz da toplum olarak çok adaletçiyiz. Herşeyi eşit yapma eğilimimiz var. Bunun doğru olduğunu düşünüyoruz. Aslında, bu aradaki rekabeti çok arttıran bir şey. Biz bunu istemeyiz. Birinin iyi bir tarafı vardır, diğerinin başka iyi bir tarafı vardır. Bunları vurgulayın deriz biz. Erken dönemden itibaren bunu yapıyor olsalardı bugün hiç sorun yaşıyor olmazlardı.

Dün akşam ikizlerle ilgili bir telefon aldım. Birinin doğumgününe 3 kişi, diğerininkine 8 kişi gelmiş. Ayrı sınıflarda okuyan ikizler bunlar. Misafiri az olan diğerine şunu sormuş: Sen kendini sevdirmeyi nasıl başardın? Bana bunun yolunu anlatır mısın? Kendini sorgulaması gereken bir sınav olarak algılamış bu olayı, ama aslında misafiri az gelen çocuk çok da popüler bir çocuk.

En başından çocukların farklarını vurgulamak lazım. Biri spora diğeri farklı bir şeye mesela sanata ilgi duyabilir. Hangisi neyle ilgilenmek istiyorsa serbestlik tanıyın. Bu tip ayrımlar, çocukların birbirinin alanına saygı duymalarını da sağlar. İki çocuğun da harp okulu sınavlarına girip aynı ölçüde başarılı olması, hatta kazanması olasılığı zaten çok düşük. Hayat böyle sınavlardan ibaret. Bir sürü sınavla karşılaşacaklar; okul hayatında ayrı, iş hayatında ayrı. Ne kadar aynı gibi görünseler de bu çocukların pek çok farklı yönleri vardır birbirinden. Erken yıllardan itibaren farklılıkların altı çizilmeli. Tek çocuk gibi düşünerek yetiştirmeyin.

İkizanneleriyiz.biz: Peki bizim üyemizin sorusuna dönecek olursak. 18 yaştan sonra yapacak birşeyler var mı?

G. Soyak: Şimdi tabii bu süreci çok büyük bir kırıklık içerisinde yaşayacak, özellikle sınavı kazanamamış olanı. Yine bir destek alınması gerektiğine inanıyorum. 18 yaş artık ergen bir yaş, pedagojik açıdan çalışmak açısından da nispeten kolay bir yaş. 3-5 yaşındaki çocuklarla iletişim kurmak çok daha zor. Sizi kapasitesi doğrultusunda anlar. Ama 18 yaş öyle değil.

Bireysellikleri üzerinde durulabilir. “Tamam ikizsiniz ama, bakalım sendeki kıymetli şey ne? Bunu beraberce bir bulalım” şeklinde çocuktaki artı yönler ortaya çıkarılabilir.

Sayın Güzide Soyak’a doyurucu röportajı için çok teşekkür ederiz.

 

UYARI! Bu röportajın bütün hakları www.ikizanneleriyiz.biz’e aittir. İzinsiz ve kaynak gösterilmeksizin tamamının ya da bir kısmının kopyalanması, içeriğinden alıntı yapılması yasaktır. Yasal işlemler için Yasal Uyarı’yı tıklayınız.

PEDAGOG GÜZİDE SOYAK ÜYELERİMİZİN SORULARINI YANITLIYOR...   Forumumuzda bir bölüm açtık ve üyelerimize sorduk: En çok hangi konularda bilgi edinmek istersiniz? Hangi konularda uzman görüşlerine başvurmamızı istersiniz? Bize yöneltilen sorulardan pek çoğunun yanıtlanması uzman bir pedagog tarafından mümkündü. Biz de bu sebeple ikizler hakkında pek çok araştırması olan, uzman bir ekiple birlikte kaleme aldığı, çok yakında satışa çıkacak, bu konuda yazılmış en kapsamlı kitabı da olan V.K.V. Amerikan Hastanesi Pedagogu Sayın Güzide Soyak’la söyleştik. İkizanneleriyiz.biz: Güzide Hanım sizi tanıyabilir miyiz? G. Soyak: İsmim Güzide Soyak. İstanbul Üniversitesi Pedagoji bölümü mezunuyum. Yaklaşık 14 senedir mesleğimi sürdürüyorum. Dört yıldan bu yana da…

Review Overview

User Rating: Be the first one !
0
Hosting

Hakkında Ana Peri

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*