Salı , 20 Şubat 2018
<

Çalışan annenin bitmek bilmeyen vicdan azabı

Kızlarımı yuvaya bıraktığım bir sabah, daha önceki tüm gösteri ve etkinliklerine katıldığım halde, o günküne katılamayacağımı söylediğimde duyduğum “anne sen de hep böyle yapıyorsun, hiç bir şeyimize gelmiyorsun” sözü hançer gibi saplanmıştı yüreğime. Oysa iş yerimin yakınında bir yuvayı tercih etmiş,  her sabah onları kendim yuvaya getirmiş, ufacık rolleri de olsa “aman, kendilerini eksik hissetmesinler” diye potansiyel izin avcısı damgası yemek pahasına, nefes nefese koşmuş ve onları tüm kalbimle alkışlamıştım. Niyetimin içinde, tabi ki onların gelişiminin her aşamasına tanıklık etmek kısmı da vardı -e bu da kendim için-.

çalışan anne olmak

Çalışan kadınlar olarak eminim pek çok anne profesyonellik mi annelik mi açmazına sık sık düşmüş ve kendini zaman zaman iki konuda da eksik hissetmiştir. Oysa yukarıda verdiğim örnekten de anlaşılacağı üzere “mükemmel annelik” diye bir kavram yoktur, çalışan veya çalışmayan anne olun farketmez, mutlaka çocuğunuzun eksik bulacağı bir şey olacaktır

Bu nedenle “mükemmel iyinin düşmanıdır” sözünü hatırlayarak, mümkün olan en iyi dengeyi nasıl kuracağımıza bakalım :

  1. Planlama yapma : Çocuklar yuvaya başlamadan önce -hastalıklar dışında- göreceli olarak planlama yapmak ve de uyabilmek daha kolaydır. Haftalık ve aylık planları hazırlayıp, evinize tüm ilgili kişilerin (bakıcı, baba vs) görebileceği bir yere asarsanız, herkesin haberi olacağından daha emin olabilirsiniz. Yuva ve okul zamanındaysanız, dönem başında okulun gezi vs programlarını da sormayı unutmayın. Okul baştan böyle bir plan verebilecek durumda değilse, sınıf annesi ile yakın ilişki kurarak, programlardan önceden haberdar edilmenizi rica edebilirsiniz.
  2. İyi bir organizasyon : Plan çıktıktan sonra, kimin neyi ne zaman yapacağını paylaştırın. Anneanne/ babaanne/ teyzeler / halalar / dedelerden yardım istemekten çekinmeyin. Sizin katılamadığınız etkinliklerde aileden başka birinin olması halinde vicdan azabınız hem azalacak, hem de video kayıtlarını izleme şansını yakalayacaksınız. Organizasyon, işleri delege edebilmek, işyerinizde de hayatınızı kolaylaştıracaktır.
  3. Hayatı basitleştirme : Aslında çok geniş bir kavram tabi. Burada bahsettiğim, market alışverişini internetten yapmak, kuaför vs işlerinizi mümkün olduğunda öğlen tatillerinde halletmek, yani iş sonrasına en az işi bırakarak, zamanınızı çocuklarınızla geçirmeye çalışmak ve de en önemlisi, iş-ev-okul/yuva üçgenini özellikle büyük şehirlerde mesafe olarak en yakın tutmak. Örneğin İstanbul gibi bir şehirde, ne sizin ne de çocukların çok uzun süreleri yolda geçirmemesi gerek ki birlikte olmaya zaman kalsın.
  4. Kaliteli zaman geçirme konusuna çok da kafayı takmamak : Birlikteyken mutlaka çooook detaylı aktiviteler, x,y,z eğitim metodlarının önerilerini uygulamak değil, sadece o anların çocuğa tam odaklanılmış ve karşılıklı paylaşımın olduğu zamanlar olması önemlidir. Yemek masasında edilen sohbetler, evin içinde oynanan yakalamacalar, siz yemek yaparken oyun hamuruyla taklit edilmeniz, havalar güzelken parkta sallanmak, birlikte top oynamak kısa süreli de olsa, telefon veya maillerinize değil, çocuğunuza odaklıysa gayet “kaliteli” zamanlardır. Benim en değer verdiklerimden biri, uykuya dalmadan hemen önce yapılan kısa sohbetler ve paylaşılan sevgi sözcükleri 🙂
  5. Çocuklarınızın desteği ve onayı olmadan, iş hayatınızı sürdürmek kolay değil. Anlayabileceği yaşlardan itibaren işinizle ilgili konuşmak, işinizi ona sevdirecek paylaşımlarda bulunmak çok önemli. Böylece küçük müttefikinizle paylaşacak minik sırlarınız, size vereceği öneriler ve yaratıcı fikirler için de bir alanınız olacak 🙂

İlknur Okay

Aile ve Ebeveyn Koçu, CCP

Uygulamalı Psikoloji Yüksek Lisansı

ABÇ Dünyası Nisan’15 sayısı

Hakkında admin

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir